VİCDANİ RED Mİ, VİCDANIN REDDİ Mİ?

Bir Sovyet Diplomatı olan S.İ.Aralov,  Türkiye Hatıraları adlı kitabında bu günkü durumla ilintili bir olay anlatır.

1922 yılında, Mustafa Kemal Atatürk, yanında Sovyet diplomatı varken Konya’ya yaptığı ziyarette bir medreseye gittiğinde, orada bulunan bir molla, medreselerin sayısının artırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica eder. Bunun üzerine kendini tutamayan Atatürk, özellikle bu askere alma düşüncesine karşı olan mollaya kesin bir ifadeyle şöyle cevap verir:

Ne o, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada, genç sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz! Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim…

Atatürk’ün bu cevabı karşısında yüzleri kızaran mollalar ona hiçbir şey söyleyemezler. Zaten Atatürk de onlara bir şey deme fırsatı bırakmadan “Burada yapacak işimiz kalmadı” diyerek ayrılır. Medreseden ayrıldıktan sonra, yanındaki Sovyet Rusya elçisi Aralov’a otomobilde şu açıklamayı yapar “Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları mali dayanaklarından, vakıflardan, yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, neredeyse üçte ikisi, belki de daha çoğu vakıftır. Bu topraklar mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.

İşte bu gün de inanç tacirliği yapan, dini sermaye yapmış bazı kesimlerin Atatürk’e saldırılarının temelinde bu kuyruk acısı vardır. Destekledikleri Vicdani Red ve Bedelli Askerlik sisteminin fikri yapısı 1922 dekinden farklı değildir.

Her konunda fikir öne süren, fetva veren ve sivri laflar etmekten çekinmeyen birileri, “ölüyü mezardan kaldırıp” bu işe destek olarak görünmeden kalemşörleri ve medya gücüyle alttan alta destek oluyor.

Vicdani Red” diye ortaya atılan, AB tarafından bize dayatılan ve yasası çıkartılmak üzere olan, “askerlikten kaytarma” kepazeliğinin destekçileri büyüteç altına alınırsa Yehova Şahitleri, bazı gayrimüslimler, PKK’lılar ve İslam’ı sermaye yapıp semizleşmiş kesimler ve onlara yakın kalemleri görürüz. Bunların bazıları Vicdani Red kepazeliğini açıktan destekledikleri gibi, din taciri olan kesim ise toplumun tepkisinden çekinip, biraz daha dolambaçlı yoldan gidip “Profesyonel Ordu” argümanı üzerinden bu kepazeliğe destek veriyorlar.

Diyorlar ki “Mehmetçik 3 aylık eğitimle, terörle mücadele edemez”. Bunu söyleyenler Polis Özel Harekât kursunun da 4,5 ay olduğunu unutuyorlar. Kaldı ki, 1992 yılında 2 bin teröristin etkisiz hale getirildiği Irak harekâtını bu Mehmetçik yaptı. 1995’te Mehmetçiğin önünden kaçan, ABD’nin eğittiği bin terörist soluğu Guam adasında aldı. 2002 yılında kırsaldaki terörist eylemlerini sıfırlayan aynı Mehmetçikti. O yıl sadece 6 şehit verilmişti. Yani Mehmetçiğin başarısının tanığı tarihtir.

Türk Ordusunu sadece “teröristle mücadele” aracına indirgeyen, milli olan her şeye düşman bu ipi dışarıda kesimlerin aslı amacı; kimin askere gidip gitmemesi değil, kozmik odalarının dışarıya açılmasına, asıl darbecileri dışarıda tutup, taltif edip, vatansever subayların içeriye tıkılmasına ve her şeye rağmen Dünya’nın en aksiyoner “milli” ordularından biri olan TSK’yı zafiyete uğratmak ve Türk vatanını her türlü müdahaleye dirençsiz hale getirmektir. Bu ödev onlara patronları olan “global baronlar ve sömürgenler” tarafından verilmiştir. Tıpkı Irak’taki, Cezayir’deki, Libya’daki gibi…

Bedelli Askerlik” ise bazı durumlarda gerekli olmasına rağmen, sadece yaş sınırı getirilip, diğer şartları ortadan kaldırmakla “Vicdani Red” gibi “askerlikten kaytarmanın” başka bir yolu olarak ortaya çıkacaktır. Örneğin, 7 yıl tıp fakültesi, 5 yıl uzmanlık okuyup 30-35 yaşında eli ekmek tutamaya başlayan ve zaten kamu hizmeti yapacak insanların bedelli askerlik yapması vicdani olarak kabul edilebilir. Kısıtlı sayıdaki bu ve buna benzer örneklerin dışında “parayı veren askerlikten yırtar” mantığında çıkarılacak bir bedelli askerlik sistemi ise sadece “Vicdanın Reddi” olur.

Eğer böyle olursa, koskoca imparatorluğu çökertmiş bir anlayış sebebiyle Türk milletinin bağrında bir hançer olarak ağıtlara yansımış şu türküyü söyler dururuz.

Yemen yolu çukurdandır
 Karavana bakırdandır
Zenginimiz bedel verir
Askerimiz fakirdendir…
***
Tarlalarda biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Şol Yemen’de can verenler
Biri Memet biri Memiş…

——————–

Mustafa KIZIKLI


İsim......:

E-posta:

6 - 4 =