Suriye ile komşu olan Gaziantep’in çevresinde, özellikle geçmişte Suriye üzerinden getirilen kaçak mallarıyla ünlü olan Kilis’te “mayın eşeği”nin ne olduğunu birçok kişi iyi bilir.
Mayın eşeği/eşekliği bu günlerde önem kazanmıştır, bilmeyenler için anlatalım…
1959 Yılında Suriye-Türkiye sınırına mayın döşenince, o zamana kadar iki ülke arasında sınır devriyesine rağmen rahatça gidip gelen, birbirine akraba olan yöre halkı arasına da mayın döşenmiş oldu. Tabi, iki ülke arasında kayıt dışı ticaret (kaçakçılık) yapan insanların da işleri çok zorlaştı. Mayınlı araziyi geçip Suriye’ye girmek isteyen birçok vatandaşımız, mayınlardan dolayı ya bacağını, ya gövdesini bırakıyordu sınırda. Bu yüzden Kilis topallarıyla ün salmıştır, mayında babasını kaybetmiş çok yetim kalmıştır geride.
İşte bu noktada Anadolu insanımızın zekâsı devreye girdi ve “mayın eşekleri” icat edildi. Eşek, bildiğimiz eşek olmasına rağmen ifa ettiği görevden ve “eşek cesaretinden” dolayı “mayın eşeği” denildi. O tarihlerde bir evde 5-10 eşek besleniyorsa, orasının muhtemel bir kaçakçı evi olduğuna hükmedilmesi gerçekçi bir yaklaşımdı.
Mayınlı arazinin yanına getirilen zavallı eşeğin boynuna, arkada yerde sürünecek şekilde birkaç ağaç kütüğü bağlanıyordu. Sonra 250 metre genişliğindeki mayınlı araziyi korkusuzca geçip Suriye’ye varması için eşeğin arkasına biraz nişadır sürülerek “motive” ediliyordu. Canı yanan eşek koşarak Suriye’ye doğru hareket ederken ağaç kütükleri de eşeğin arkasında yerde paldır küldür sürünüyordu. İşte kahraman eşeğin 250 metrelik bu yolculuğu sırasında kendisinin mayına basması ya da kütüklerden birinin mayına denk gelmesi halinde kahramanımız telef oluyordu. Aynı koridordan, yine arkasında kütükleri sürüyen ikinci mayın eşeği yollanıyor ve karşı tarafa geçmesi bekleniyordu. Bu işlem, eşeklerin telef olmasına bakılmadan, mutlaka birinin mayınla havaya uçmadan Suriye tarafına geçmesi görülene kadar devam ediyordu. Bu şekilde sadece eşek sahibi kaçakçının bildiği, mayınlardan temizlenmiş bir koridor elde ediliyor ve Suriye’ye giriş çıkış buradan yapılıyordu. Tabi sınır devriyesi jandarmalar da ayrı bir dertti.
Suriye’den insan sırtıyla getirilecek 15-20 kilo boncuk ve bir o kadar çaya bunca tehlike ve zahmet değer miydi bilmem ama kaçakçılık zor işti vesselam…
Şimdi devir değişti, modern ve uluslararası küresel kaçakçılar çıktı piyasaya. Gittikleri yere demokrasi(!) ve askeri üsler götürüp karşılığında petrol, değerli madenler, enerji kaynakları ve stratejik avantajlar alıyorlar. Tıpkı Irak’ta, Cezayir’de, Libya’da, Mısır’da vs. olduğu gibi…
“Küresel kaçakçı sömürgenler”, şimdi de Suriye’ye demokrasi(!) götürme derdindeler. Mayınları içerden “halk herekti(!)” ile temizlemek istiyorlar, pek başarılı olamıyorlar. Deniz tarafında Rus gemileri var, mayının büyüğü orada, dalaşmak işlerine gelmiyor. Geriye Türkiye tarafı kalıyor. Tabi, Türkiye tarafında da mayın eşeklerine ihtiyaç var Suriye’ye sürmek için.
Peki Türkiye’de mayın eşeği olmaya hevesli ve yetenekli kimseler var mı?
Var olduğunun emarelerini izliyoruz her gün TV’lerden. Hem de en üst düzeyde en kalitelilerinden… Belki kendileri mayın eşekliği yapıp mayına basmayacak, kaçakçının mayına sürmediği yük eşeği olacaklar lakin “eşekliğe itirazı olmayanlara mayın eşekliği” yaptırmak derdindeler gibi görünüyor. Hem de kazanç olarak 15-20 kilo boncukla bir o kadar çay almamız da pek mümkün görünmediği gibi bir tutam ot bile hayal görünüyor. Kaybettiklerimiz/edeceklerimiz ise cabası. Mesela 4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz “sıfır ticarete” indi. Hatay’da kurulmuş çadır kentlerdeki faaliyetlerden sonra PKK terörünün Suriye’de barındırılmamasını talep edecek yüzümüz kalır mı acaba?
Üstelik Suriye ile “sıfır sorun”nu yakalayıp, Esad’la öpüşüp, koklaşıp övünç meselesi yapmamızdan hemen sonra oluyor bunlar…
Suriye deyince “motive edilmiş” mayın eşekleri geldi aklıma, o yüzden anlattım olayı. Bu mayın eşeklerindeki cesaret “eşek cesareti”, akıl da “eşek aklı”. Bende o cesaret de, akıl da yok arkadaş… Olanları kutlasam mı, acısam mı bilmiyorum…
Mustafa KIZIKLI





