<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Kızıklı Kişisel İnternet Sitesi</title>
	<atom:link href="http://www.mustafakizikli.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mustafakizikli.com</link>
	<description>Ne Mutlu Türk&#039;üm Diyene..!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Feb 2012 21:45:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER NASIL MÜCADELE ETMELİ</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/atamasi-yapilmayan-ogretmenler-nasil-mucadele-etmeli/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/atamasi-yapilmayan-ogretmenler-nasil-mucadele-etmeli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 10:13:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=246</guid>
		<description><![CDATA[Burada herkesçe malum olan, “eğitim sistemimizin şu kadar öğretmene ihtiyacı var, atama bekleyen şu kadar öğretmen var” teranelerine girmeyeceğim. Çok az, idealist bir kısmı “kellesi yarım kesilmiş tavuk gibi” ortalıkta eylem etkinlik derdinde olup çırpınan ve çok büyük bir kısmı da aynı dertten mustarip olduğu halde, iktidarın vicdana geleceğini umarak hımbıllıktan taviz vermeden bekleyen, ataması ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Burada herkesçe malum olan, “eğitim sistemimizin şu kadar öğretmene ihtiyacı var, atama bekleyen şu kadar öğretmen var” teranelerine girmeyeceğim. Çok az, idealist bir kısmı “<strong>kellesi yarım kesilmiş tavuk gibi</strong>” ortalıkta eylem etkinlik derdinde olup çırpınan ve çok büyük bir kısmı da aynı dertten mustarip olduğu halde, iktidarın vicdana geleceğini umarak hımbıllıktan taviz vermeden bekleyen, ataması yapılmayan öğretmenlerin eylem ve etkinlik metotlarını analiz etmeye çalışacağım.</p>
<p>Öncelikle ataması yapılmayan öğretmenlerin davalarında sonuna kadar haklı olduğunun altını çizmek gerekir. Ataması yapılmayan öğretmenlere “<strong>başka iş yapsınlar</strong>” derken hangi işi yapabileceklerini söyleyemeyenlerin ”<strong>halt</strong>” ettiklerini, meydanlarda atanamayan öğretmenlere verdikleri popülist sözleri hatırlayınca, söz verdiği halde sorunu çözmek yerine büyütenlerin şimdi kıvırtma durumunun ancak “<strong>bıyıklı dansözlük</strong>”le tanımlanabileceğini ifade etmek isterim.</p>
<p>Kitlesel örgütlenmeye yıllarını vermiş, yüzlerce eylem ve etkinlik organize etmiş, yönetmiş bir eğitimci olarak, aşağıda yazacaklarımdan alınan olursa şayet, beğenilmeyen söz benimdir, peşinen geri alıp kabul ediyorum. Niyetim kimseyi kırmak, incitmek değil, ufuk açmaktır.</p>
<p><strong>Sevgili ataması yapılmayan öğretmen arkadaşlar; önce yanlış ve eksiklerinizi sıralayalım…</strong></p>
<p><strong>1-Empati yapamıyorsunuz.</strong></p>
<p>Eylemleri düzenlerken kime, nereye karşı eylem yapıyorsanız kendinizi onun yerine koyup “<strong>beni nasıl eylemler rahatsız eder, üzerimde baskı oluşturur</strong>” diye düşünemiyorsunuz. Eylem deyince aklınıza sadece toplanıp, pankart açıp, yürüyüş yapmak geliyor. Bu tür eylem denemelerinin başarısız olduğunu ve çözüm talep ettiğiniz siyasi erkin elini rahatlattığını göremiyorsunuz.</p>
<p>Miting ve yürüyüş etkili bir eylem türüdür fakat şimdiye kadar yaptığınız eylemlerde en fazla 2-3 bin kişi bir araya gelebildiniz. Oysa miting eylemleri “<strong>iki taraflı bıçak</strong>” gibidir. Alanda karşı tarafı caydırıcı, baskı oluşturucu bir kalabalık toplayamadığınız her eylem aleyhinize döner, sizi yaralar ve zaten öyle oluyor. Bunun farkına varabilseniz, siyasi erk tarafından “<strong>300.000 Ataması yapılmayan öğretmen varken, topu topu 3.000 kişi eylem yapıyor. Demek ki 297.000 kişide sorun yok, bu iş toplumsal bir talep değilmiş, bu mesele üzerinde kafa yormaya gerek yokmuş</strong>” şeklinde düşünüldüğünü de kavrarsınız.</p>
<p><strong>2- Eylemlerinizin nerdeyse hepsi “Ricacı Eylem”. </strong></p>
<p>Eylemleriniz, çözüm beklediğiniz makama yalvarıcı, yakarıcı eylem tarzında. Birkaç gazetede haber olmak, TV kanallarına 10 saniyelik görüntü olmak, sizi bir süre tatmin ediyor ve sorunu çözer sanıyorsunuz. Oysa rica yerine protest yaklaşımlarla eylem yaparak kendi sorununuzun, yönetim erkinin de sorunu olmasını sağlamak zorundasınız. Birine sorun yaratamadığınız sürece, olmayan sorunu çözmesini beklemek kadar saçma bir şey olabilir mi? O sorun sadece sizin kafanızda, sanal âleminizde var olmaya devam eder ve orada kalır.</p>
<p>Burada vurdulu-kırdılı anarşist eylemlerden söz etmiyorum. Çözüm beklediğiniz mercileri çözüme zorlayan demokratik eylemlerden söz ediyorum. Bunun için de yaratıcı zekâları kullanmanız gerekir ki üniversite bitirmiş bu kadar insan içinde o zekâlar vardır.</p>
<p>Hemen “<strong>oradan söylemesi kolay</strong>” demeyin, birkaç eylem ve etkinlik önerim de olacak size…  :)</p>
<p><strong>3- Siyasetten uzak duruyorsunuz.</strong></p>
<p>Henüz devlet memuru olmadığınız ve atanmış öğretmenler gibi siyaset yasağınız olmadığı halde siyasetten uzak durmaya çalışmanız, ülkenin aydın insanları olarak siyasete ve dolayısıyla yönetime müdahillik isteğinizin, gayretinizin olmaması anlaşılır gibi bir şey değildir. Oysa çözüm talep ettiğiniz makam siyaset makamıdır. Siyasete dokunmadan, siyasete, siyasetçiye sesini yükseltmeden nasıl çözüme zorlayacağınızı anlatabilecek olan varsa beri gelsin.</p>
<p>Farklı siyasal görüşlerde olmanız doğaldır. Fakat ortak amaçlar için siyasi erke karşı birleşip siyasete ses yükseltmek, yanlışını haykırmak da bir siyasettir. Siz ise “<strong>aman siyaset yapmayalım</strong>” diye renksiz, şekilsiz, tarafı belli olamayan bir güruh haline gelmeyi iyi bir şey sanıyorsunuz ve çözüme zorlamaya çalıştığınız siyaset makamının elini bir kez daha rahatlatıyorsunuz. Unutmayın ki “<strong>Siyasete ilgisiz kalan doğru insanları bekleyen kaçınılmaz sonuç, yanlış insanlar tarafından yönetilmektir</strong>”.</p>
<p><strong>4-Aranızdaki “safraları” atamıyorsunuz.</strong></p>
<p>Daha önce sırf üzerinizdeki ölü toprağını silkelemek,  sizleri tahrik edip eylemlerinize katılımı biraz artırmak maksadıyla, “<strong><a href="http://www.kamusitesi.com/atanamayan-ogretmenlerden-cacik-bile-olmaz.html" target="_blank">Atanamayan Öğretmenlerden Cacık Bile Olmaz</a>*</strong>” başlıklı bir yazı yazan Sayın <strong>Murathan Korkut</strong>’un yazısını, alınmadan, ön yargılı olmadan her birinizin okuyup üzerinde kafa yormanız gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>Sosyal paylaşım sitelerinde ve bazı toplantılarınızda “<strong>aman siyaset yapmayalım</strong>” diyen ya da kibarlıktan, nezaketten dem vurup, çaktırmadan direncinizi kıran, birlik olmanızı engelleyen “<strong>özel görevli</strong>” iktidar yandaşı kişilerin motivasyonunuzu bozmalarına, kafanızı karıştırmalarına, eylem kırıcılığı yapmalarına izin veriyor, bu “<strong>safraları</strong>” aranızdan dışlayamıyorsunuz. Bunlar, çeşitli kisveler altında size çizdikleri sınırlarla, sizin rahatça konuşmanızı, tepki göstermenizi, kamuoyu oluşturmanızı engelliyorlar ve zaten görevleri de budur. Korkmayın, bunlar tuzu kuru bir avuç hergeledir. Aranızdan attığınızda, dışladığınızda güç kaybetmez bilakis güç kazanırsınız.</p>
<p><strong>5- Kamuoyu oluşturmaya yönelik mesajları doğru veremiyorsunuz.</strong></p>
<p>Sizlerin durumunda, ortada dillendirmeniz gereken iki sorun görünmektedir.</p>
<p>a)      Öğretmen açığı olmasına rağmen, eğitim fakültesini bitirmiş ve atanmayan, iş bulamayan, mağdur olan bir kitle vardır.</p>
<p>b)      Öğretmen açığını kapatmak yerine ücretli öğretmenlik sistemiyle, yok pahasına öğretmen çalıştırılmakta, eğitim sistemi mahvedilmekte, bunun olumsuzluğu da öğrencilere yani halkın çocuklarına direkt yansımaktadır.</p>
<p>Bu iki sorun da gerçektir, önemlidir ve sizler bunu değişik platformlarda gündeme getirmektesiniz. Fakat sizler, içinde bulunduğunuz durumun refleksiyle ön plana sürekli birinci sorunu, yani atanmadığınız için mağdur olduğunuz sorununu çıkarmaktasınız ve bunun önemi üzerinde durup “<strong>mağdur edebiyatı</strong>” yapmaktasınız. Mağdur olduğunuz doğru ama bu, işinize yarayacak bir söylem değildir. Bu şekilde bir söylemden dolayı insanlar sizler için “<strong>vah vah</strong>” derler belki ama bu, işinizi kolaylaştırmaya, sizin lehinizde ciddi bir kamuoyu oluşturmaya yetmez ve etkisiz bir durumdur. Kitle içinde birey davranışları, ortak menfaatler ya da ortak kayıplar yoksa, egoizm temellidir, kolektif düşünce ya da hareket sağlanamaz.  Yani sizin mağdur olmanız, kamuoyu içindeki diğer bireyleri pek ilgilendirmez, harekete geçirmez. Çünkü onların bu konuda bir kayıpları, kaygıları ya da menfaatleri yoktur.  <strong>Fakat ikinci sorunu, yani öğretmenlerin kadrolu atanmayıp, ücretli öğretmenlik sitemiyle vatandaşın çocuğunun eğitimine zarar verildiğini ön plana çıkartıp, bunu etkili şekilde anlatırsanız durum değişecektir. </strong>Bunu her ortamda tekrar tekrar anlatmanız da önemlidir.<strong> </strong>Çünkü<strong> </strong>kitle psikolojisi “<strong>iddia, tekrar ve etki</strong>” üçlemesiyle yönlendirilebilecek bir olgudur. Bu durumun kendi çocuğunun aleyhine ve zarar verdiğini anlayan her vatandaş, sesini yükseltmeye, hoşnutsuzluğunu dillendirmeye başladığında, artık bireysellikten çıkıp ortak hareket etme, ortak ses yükseltme, kamuoyu oluşturma, taraftar ve talepçi olma durumuna gelmiş olacaktır. Ancak bu şekilde siyaset makamı üzerinde, sizin lehinize ciddi bir kamuoyu baskısı oluşturabilirsiniz. Gücünü ve yetkisini sandıktan alan siyaset kurumu bu baskıya karşı koymayı, inatlaşmayı göze alamaz. Çünkü kamuoyunun, taleplerine karşılık bulamadığı siyasi iradeyi götürüp, inat etmeyenleri getirmek gibi bir yeteneği ve hakkı vardır. Bunu siyasetçiler ve siyaset makamı iyi bilir. Bu da sizin istediğiniz ve mücadelenize çok ciddi katkı sağlayacak bir durumdur.</p>
<p>Yukarıda beş madde altında topladığım temel eksikliklerinizi kendi aranızda tartışmanız yeni fikirleri de ortaya çıkartacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Gelelim eylem ve etkinlik önerilerime…</strong></p>
<p>Değerli arkadaşlar; sizler şu an kendi alanınızda bir fakülte bitirmiş, yetişmiş, kısacası kalifiye elamanlar mısınız?</p>
<p>Evet…</p>
<p>Peki, kendi alanınızda istihdam edileceğiniz yerler belli mi?</p>
<p>Evet…</p>
<p>İstihdam edileceğiniz, yani iş bulacağınız yerlerde açık ve ihtiyaç var mı, siz buralarda çalışmak istiyor musunuz?</p>
<p>Evet…</p>
<p>Peki, Türkiye’de resmi ve asli görevi, iş arayanlara iş bulmak olan ve iş arayanların işsiz olduğunu, statüsünü ve çalışmak istediği iş alanını beyan ederek resmi olarak başvuracağı yer, kurum neresidir?</p>
<p>Türkiye İş Kurumu…</p>
<p>Ataması yapılmayan öğretmenler olarak, yani işsiz olan birer vatandaş olarak sizler bu kuruma başvurdunuz mu?</p>
<p>Hayır..! (İstisnalar kuralı bozmaz.)</p>
<p>O halde her ilde, <strong>İŞKUR önünde kuyruklar oluşturup, işsizliğinizi beyan ederek başvuru yapmanız bir eylem türü olabilir mi?</strong></p>
<p>Evet..! Hem de etkili bir eylem türü olur, üstelik medyanın da ilgisini çeker.</p>
<p>Çünkü sizler şu anda bu ülkede kayıt dışı işsizler durumundasınız. Yani resmi kayıtlarda işsiz olarak geçmiyorsunuz.</p>
<p>Türkiye’deki işsizlik oranları, istatistik verileri zaman zaman basın yoluyla duyurulur. Bu veriler yurtiçi ve uluslararası kurumlar tarafından da yakından takip edilir. Hatta Türkiye’nin kredi notu üzerindeki etkisinden tutun da borsada hisselerin durumuna kadar etkisi vardır. Ekonomiyi ve siyaseti de derinden etkiler. Kısacası bu orandaki bir puanlık düşüş ya da yükseliş çok önemlidir.</p>
<p>Türkiye’de şu anda resmi verilere göre işsizlik oranının %9 civarında ve sadece 2 milyon 500 bin kadar kişinin işsiz olduğu belirtilmektedir*. Sizlerin 300.000 üzerinde atanmayan öğretmen, yani üniversite mezunu kayıt dışı işsiz olduğunuz düşünülürse, İŞKUR’da kayıt altına girmiş işsiz olmakla, %9 olan genel işsizlik oranını bir anda %10’a,  %11 civarında olan diplomalı işsiz oranını ise %18’e çıkartabilirsiniz. İşte o zaman şu anda <strong>sadece sizin sorununuz gibi algılanan sorunun, siyasi iradenin de sorunu olmasını sağlamış olursunuz</strong>.</p>
<p><strong>Bağlantılı olarak başka bir eylem türü daha</strong>…</p>
<p><strong>İşsizlik sigortasından hak talep etmek </strong>de<strong> </strong>etkili ve ciddi kazanımları olacak bir eylem türü olacaktır.</p>
<p>Bilindiği üzere 4447 Sayılı Kanunu gereğince, İşsizlik Sigortası Fonu oluşturulmuş ve Mart 2002 tarihinden itibaren işsizlik sigortası ödenek ve yardımları başlamıştır. Yani Türkiye uluslararası anlaşmalar ve evrensel uygulamalar gereğince işsiz kalan vatandaşına “<strong>işsizlik ödeneği</strong>” vermeyi taahhüt etmiş ve ödemeye başlamıştır. Fakat bu ödeneğin verilmesinde öyle sınırlamalar getirmiştir ki diğer ülkelerdeki uygulamalara ve imza konulan uluslararası anlaşmalara da aykırı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu şekilde ödeneğin çerçevesini daraltmaktan ve bu ödeneğin alınabileceğini vatandaşımızın bilmemesinden dolayı, İşsizlik Sigortası Fonunda ciddi miktarlar birikmiştir. Bu paralar gerekli gereksiz yerlere harcanıp eritilmektedir. Mesela, bazı yerlere kaynak aktarımı ve arpalık olarak kullanılan SODES projelerinin devasa kaynağı buradan sağlanmaktadır.</p>
<p>Özellikle ücretli öğretmen olarak yok fiyatına çalıştırılıp, işi bitince de kapının önüne konan arkadaşlar, evrensel hukuk kurallarına ve uluslararası anlaşmalara (ILO, İnsan Hakları Sözleşmesi vs.) göre bu ödeneği talep etme hakkına sahiptir.</p>
<p>Anayasamızın 90. Maddesiyle uluslararası anlaşmalara uyma zorunluluğu iç hukukumuzdan daha öncelikli ve zorunlu hale getirilmiştir. Yani Türkiye uluslararası bir anlaşmaya imza koymuşsa iç hukuktaki uygulamaları bu anlaşmaya aykırı olamaz.</p>
<p>1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 43. maddesine göre; “<strong>devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleği</strong>” olan bir mesleği, bu alanda yetkin eğitimcilerin çaresizliğini suiistimal ederek, sudan ucuz iş gücü olarak, ücretli öğretmen adı altında yaptırmak, sonra da bu işi yapanı “<strong>tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna</strong>” şeklinde “<strong>defetmek</strong>” ve açlığa mahkûm etmek, “<strong>mevsimlik maraba</strong>” muamelesi yapmak hiçbir hukuk kuralına uymadığı gibi, kamu yararına da, etik kurallara da, uluslararası anlaşmalara da aykırıdır.</p>
<p>Bu sebeple; geçmişte ücretli öğretmenlik yapmış olan, halen yapan, ataması yapılmayan bütün öğretmenler İşsizlik Ödeneğini İŞKUR’a yazılı olarak başvurarak talep edebilir<strong>. Aslında bu bir eylem olmakla beraber bir hak talebidir.</strong> Anayasal olarak dilekçe ve talep hakkınızı kullanmaktır. Size “<strong>falanca kanunun, yönetmeliğin, filanca maddeleri gereğince</strong>…” diye olumsuz cevaplar verilecektir ama hiç önemli değildir. Önemli olan bu talebinizin resmi kayıtlara girmesidir. Yapılacak hukuk mücadelesiyle ve zaman içinde Türkiye’nin uluslararası anlaşmalara uyma zorunluluğu yeni düzenlemeleri getirecek ve eninde sonunda bu hak alınacaktır. Ama <strong>öncelikle resmi olarak başvuru yapılıp hakkın talep edilmesi önemlidir. </strong> Çünkü talep edilmeyen hakkın daha sonra alınması genellikle mümkün olmaz.</p>
<p>Evet, biraz uzun oldu ama konu çetrefilli olduğundan kısaltamadım.</p>
<p>Ataması yapılamayan bütün öğretmen arkadaşlara haklı mücadelelerinde azim, başarı ve kolaylıklar dilerim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mustafa KIZIKLI<br />
</strong>Eğitimci Sendikacı Yazar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/atamasi-yapilmayan-ogretmenler-nasil-mucadele-etmeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GELECEĞİMİZE TUĞLA KOYMA TOPLANTISI</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/gelecegimize-tugla-koyma-toplantisi/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/gelecegimize-tugla-koyma-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 10:04:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=245</guid>
		<description><![CDATA[Eğitimle ilgili yapılan her toplantı beni heyecanlandırır, acaba olumlu bir gelişme olur mu diye ümitlendirir. “Geleceğimize Bir Tuğla da Sen Koy” sloganlı toplantıya da bu duygularla gittim.<br />
24 Aralık Cumartesi Gaziantep’te yapılan, Milli Eğitim Bakanımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız, AKP Gaziantep Milletvekillerimiz (Hüseyin Çelik hariç), iş adamlarımız, sanayicilerimiz ve gelmesi bir “resmi yazıyla” nazikçe(!) ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitimle ilgili yapılan her toplantı beni heyecanlandırır, acaba olumlu bir gelişme olur mu diye ümitlendirir. “<strong>Geleceğimize Bir Tuğla da Sen Koy</strong>” sloganlı toplantıya da bu duygularla gittim.</p>
<p>24 Aralık Cumartesi Gaziantep’te yapılan, Milli Eğitim Bakanımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız, AKP Gaziantep Milletvekillerimiz (Hüseyin Çelik hariç), iş adamlarımız, sanayicilerimiz ve gelmesi bir “<strong>resmi yazıyla</strong>” nazikçe(!) sağlanan okul müdür ve idarecilerimizin katıldığı, her şeye rağmen salonun doldurulamadığı bu toplantıya Türk Eğitim Sendikasını temsilen ben de katıldım. Saat 13.00 da başlayan toplantıya, sabrımın sınırlarını da zorlayarak, ancak saat 15.00’a kadar tahammül edebildim. Benim gibi tahammül edemeyip “sıvışanlar”a katılarak, zekâmla daha fazla alay edilmesine müsaade etmeden salondan ayrıldım.</p>
<p>Hiçbir masraftan kaçılmayan, sahne dekorundan davetiyelere kadar en pahalısından kullanılan, sazla-sözle süslenen organizasyona renk katsın diye sunucu olarak sempatik hanım Berna Laçin çağırılmış ve yanına da Prof. Dr. Mehmet Mutaf’ın eşlik etmesi sağlanmıştı. İyi ki Sayın Mutaf vardı, zeki biri olduğunu orada da gösterdi ve kendisine söz fırsatı geldikçe toplantının verimini artırmaya, doğru noktalara dikkat çekmeye çalışıyordu ama bu, toplantının “<strong>yavan</strong>”lığını gidermeye yetmedi.</p>
<p>Toplantı başlayıp, Berna Laçin’in Gaziantep’e yaptığı iltifatlardan sonra kürsüye gelen İl Milli Eğitim Müdür Vekili ve MEB Danışmanı Ekrem Serin’in son derece yetersiz, acemice ve eksiklerle dolu, iş adamlarına “<strong>okul veya derslik yaptırırsanız vergiden düşersiniz nasıl olsa</strong>” mesajı veren sunumu, Sayın Serin’in liyakatini(!) ve işgal ettiği makama nasıl getirildiğini bana bir kez daha düşündürdü. Mademki sanayici ve işadamlarımız okul veya derslik yaptırınca devlete verdiği vergiden bunu düşeceklerdi, o halde devletin işadamı ve sanayiciden vergisini tam alıp kendisinin niye okul yapmadığı geldi aklıma. Sabit gelirli işçi veya memur değilse, bu vergi işi, kazananın insafına bırakılmış ve devletin bu kişilerden vergisini almadığını/alamadığını ya da sadece istediğinden aldığını düşündüm.  Vergi vermediği için parası cebinde kalan birilerinin okul veya derslik yaptırınca ve üstelik bunun parasını da zaten kıt verdiği vergiden düşüp, şan-şeref sahibi olmasının nasıl bir hakkaniyet olduğu beynimi acıttı. Oysa ben sabit gelirli birisiydim. Dolaylı ve dolaysız vergilerle, her ay kazancının %53’ünü devlete vergi olarak veren, bana kalan %47 ile de geçimini sağlayan, üniversitede öğrenci okutan bir vatandaş olarak, “<strong>geleceğimize bir tuğla</strong>” koysam bunun parasını vergilerimden düşemeyeceğimi biliyordum. Gelir dağılımı adaletsizliğinde Dünyada en ön sırlarda olduğumuzu ve AKP iktidarının yönetimde olduğunu hatırlarken, aklıma ortaokul sıralarında okuduğum J.Mario Simmel’in “<strong>Ağla Sevgili Memleketim</strong>” adlı kitabı geldi.</p>
<p>Daha sonra kürsüye çıkan Sayın Valimiz, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün kendisine aktardığı yanlış ve eksik bilgilere dayanarak bir konuşma yaptı, rakamlar ve oranlar verdi. Bu şehrin sokaktaki simitçisinden en zenginine kadar herkesten bu kampanyaya destek olmasını istedi. Sayın Valinin iyi niyetinden şüphe etmemiz mümkün değildir, Gaziantep için bir şeyler yapma derdinde olduğu ortadadır. Ancak, Sayın Ekrem Serin’in üstün liyakatiyle(!) müdürlüğünü yaptığı bir birimden gelen bilgileri de birkaç kez daha düşünmesini ve başka kaynaklardan da araştırması gerektiğini belirtmek zorundayım. Çünkü kendisinden sonra kürsüye çıkan Ticaret Odası Başkanı Sayın Mehmet Aslan, haklı olarak, yanlış ve eksik bilgileri düzeltme gereği duydu. Ticaret Odası Başkanının eğitim, okullaşma, nüfus artışı, istihdam vs. konularından kentin İl Milli Eğitim Müdüründen ve Valisinden daha donanımlı olması sanırım sık rastlanan bir durum değildir. Bu durum, Sayın Mehmet Aslan’ın yeteneklerinden mi, Sayın Valiyi bilgilendiren birimlerin yetersizliğinden mi kaynaklanıyor üzerinde düşünülmesi gerektir.</p>
<p>Burada toplantıyı baştan sona anlatacak değilim. Ancak en önemli hususlar yine atlandı, yine ”<strong>havanda su dövme</strong>” toplantısı yapıldı, bir eğitimci olarak zekâmla alay edildiğini hissettim. Gaziantep’in eğitimdeki başarısızlığının tek sorumlusu, derslik açığı ve nüfus artışı olarak gösterildi. Dokuz AKP milletvekiline sahip Gaziantep’in milli eğitiminde 4.000 civarındaki öğretmen açığı, Milli Eğitim Bakanı da oradayken gündeme getirilmedi, “<strong>Gaziantep’e öğretmen istiyoruz Sayın Bakan</strong>” denmedi. Milli Eğitimdeki yönetim zafiyetinin, yandaş kadrolaşmanın kapağı bile kaldırılmadı. Gaziantep’te milli eğitimin kimlerin yönetiminde olduğunun, adaletsizliğin, öğretmenlerin 10 yıldır neler çektiğinin, önceliklerinin eğitim olmaktan çıkartılıp, paradigmalarının değiştirilip, hak hukuk tanımazlık, siyasi yandaşlık üstüne kurgulandığının üstü örtüldü. Bütün toplantı, Gaziantep’te çok sayıda derslik açığı olduğu üzerine kurgulandı. Derslik açığı olduğu doğrudur ama fiziki şartların eğitim üzerindeki etkisinin öğretmen açığı ve kalitesinin yanında ne kadar küçük kaldığı konusunda bilimsel araştırmalar akla bile gelmedi. Kısacası Gaziantep’in eğitim sorunu ve kalitesi konusunda en önemli faktör olan öğretmen ve dolayısıyla insan faktörü, iktidar partisini rahatsız etmemesi için olsa gerek, hiç gündeme getirilmedi. Sorun, materyalist şekilde dört duvar açığına bağlandı ve ana teması <strong>“tuğla</strong>” oldu. Oysa hadi derslik yoktu ama bu ülkede açıkta bekleyen, ataması yapılmayan 350.000 öğretmen iş beklemekteydi.</p>
<p>Gaziantep’in köy düğünlerinde takı töreninin adı “<strong>şabaş</strong>”tır. Düğün alanında bir daire yapılır, şabaşta çok para takacak adamlar en başa oturtulur. Davulcu gider bir köçek eteği giyer, oynar, takla atar, türlü şaklabanlıklar yapar ve “<strong>şabaş ağaya</strong>” diye bağırır. Ağa denen kişi, davulcunun yeterince şaklabanlık yaptığına kani olunca çıkarır parayı ya da takıyı verir. Daha sonra davulcu yine köçeklik yaparak sıradaki kişiye “şabaş” çağırmaya başlar.</p>
<p>Bu toplantıda varlıklı iş adamlarımızın salonun ön sıralarına yan yana dizilip, sunucunun ve kürsüye çıkan her konuşmacının, derslik ve okul talep etmesini izleyince aklıma bizim köy düğünleri ve “<strong>şabaş</strong>” geldi.</p>
<p>Acı bir tebessümü sadece ben hissetim dudaklarımda. Demek ki Gaziantep’in eğitimi şabaşa kalmıştı…</p>
<p><strong>Şabaş ağaya, şabaş…!</strong></p>
<p>Mustafa KIZIKLI</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/gelecegimize-tugla-koyma-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MAYIN EŞEĞİ / EŞEKLİĞİ</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/mayin-esegi-esekligi/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/mayin-esegi-esekligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2011 20:47:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Suriye ile komşu olan Gaziantep’in çevresinde, özellikle geçmişte Suriye üzerinden getirilen kaçak mallarıyla ünlü olan Kilis&#8217;te “mayın eşeği”nin ne olduğunu birçok kişi iyi bilir.<br />
Mayın eşeği/eşekliği bu günlerde önem kazanmıştır, bilmeyenler için anlatalım…<br />
1959 Yılında Suriye-Türkiye sınırına mayın döşenince, o zamana kadar iki ülke arasında sınır devriyesine rağmen rahatça gidip gelen, birbirine akraba olan yöre ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye ile komşu olan Gaziantep’in çevresinde, özellikle geçmişte Suriye üzerinden getirilen kaçak mallarıyla ünlü olan Kilis&#8217;te “<strong>mayın eşeği</strong>”nin ne olduğunu birçok kişi iyi bilir.</p>
<p>Mayın eşeği/eşekliği bu günlerde önem kazanmıştır, bilmeyenler için anlatalım…</p>
<p>1959 Yılında Suriye-Türkiye sınırına mayın döşenince, o zamana kadar iki ülke arasında sınır devriyesine rağmen rahatça gidip gelen, birbirine akraba olan yöre halkı arasına da mayın döşenmiş oldu. Tabi, iki ülke arasında kayıt dışı ticaret (kaçakçılık) yapan insanların da işleri çok zorlaştı. Mayınlı araziyi geçip Suriye’ye girmek isteyen birçok vatandaşımız, mayınlardan dolayı ya bacağını, ya gövdesini bırakıyordu sınırda. Bu yüzden Kilis topallarıyla ün salmıştır, mayında babasını kaybetmiş çok yetim kalmıştır geride.</p>
<p>İşte bu noktada Anadolu insanımızın zekâsı devreye girdi ve “<strong>mayın eşekleri</strong>” icat edildi. Eşek, bildiğimiz eşek olmasına rağmen ifa ettiği görevden ve “<strong>eşek cesaretinden</strong>” dolayı “<strong>mayın eşeği</strong>” denildi. O tarihlerde bir evde 5-10 eşek besleniyorsa, orasının muhtemel bir kaçakçı evi olduğuna hükmedilmesi gerçekçi bir yaklaşımdı.</p>
<p>Mayınlı arazinin yanına getirilen zavallı eşeğin boynuna, arkada yerde sürünecek şekilde birkaç ağaç kütüğü bağlanıyordu. Sonra 250 metre genişliğindeki mayınlı araziyi korkusuzca geçip Suriye’ye varması için eşeğin arkasına biraz nişadır sürülerek “<strong>motive</strong>” ediliyordu. Canı yanan eşek koşarak Suriye’ye doğru hareket ederken ağaç kütükleri de eşeğin arkasında yerde paldır küldür sürünüyordu. İşte kahraman eşeğin 250 metrelik bu yolculuğu sırasında kendisinin mayına basması ya da kütüklerden birinin mayına denk gelmesi halinde kahramanımız telef oluyordu. Aynı koridordan, yine arkasında kütükleri sürüyen ikinci mayın eşeği yollanıyor ve karşı tarafa geçmesi bekleniyordu. Bu işlem, eşeklerin telef olmasına bakılmadan, mutlaka birinin mayınla havaya uçmadan Suriye tarafına geçmesi görülene kadar devam ediyordu. Bu şekilde sadece eşek sahibi kaçakçının bildiği, mayınlardan temizlenmiş bir koridor elde ediliyor ve Suriye’ye giriş çıkış buradan yapılıyordu. Tabi sınır devriyesi jandarmalar da ayrı bir dertti.</p>
<p>Suriye’den insan sırtıyla getirilecek 15-20 kilo boncuk ve bir o kadar çaya bunca tehlike ve zahmet değer miydi bilmem ama kaçakçılık zor işti vesselam…</p>
<p>Şimdi devir değişti, modern ve uluslararası küresel kaçakçılar çıktı piyasaya. Gittikleri yere demokrasi(!) ve askeri üsler götürüp karşılığında petrol, değerli madenler, enerji kaynakları ve stratejik avantajlar alıyorlar. Tıpkı Irak’ta, Cezayir’de, Libya’da, Mısır’da vs. olduğu gibi…</p>
<p>“<strong>Küresel kaçakçı sömürgenler</strong>”, şimdi de Suriye’ye demokrasi(!) götürme derdindeler. Mayınları içerden “<strong>halk herekti(!)</strong>” ile temizlemek istiyorlar, pek başarılı olamıyorlar. Deniz tarafında Rus gemileri var, mayının büyüğü orada, dalaşmak işlerine gelmiyor. Geriye Türkiye tarafı kalıyor. Tabi, Türkiye tarafında da mayın eşeklerine ihtiyaç var Suriye’ye sürmek için.</p>
<p>Peki Türkiye’de mayın eşeği olmaya hevesli ve yetenekli kimseler var mı?</p>
<p>Var olduğunun emarelerini izliyoruz her gün TV’lerden. Hem de en üst düzeyde en kalitelilerinden… Belki kendileri mayın eşekliği yapıp mayına basmayacak, kaçakçının mayına sürmediği yük eşeği olacaklar lakin “<strong>eşekliğe itirazı olmayanlara mayın eşekliği</strong>” yaptırmak derdindeler gibi görünüyor. Hem de kazanç olarak 15-20 kilo boncukla bir o kadar çay almamız da pek mümkün görünmediği gibi bir tutam ot bile hayal görünüyor. Kaybettiklerimiz/edeceklerimiz ise cabası. Mesela 4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz “<strong>sıfır ticarete</strong>” indi.  Hatay’da kurulmuş çadır kentlerdeki faaliyetlerden sonra PKK terörünün Suriye’de barındırılmamasını talep edecek yüzümüz kalır mı acaba?</p>
<p>Üstelik Suriye ile “<strong>sıfır sorun</strong>”nu yakalayıp, Esad’la öpüşüp, koklaşıp övünç meselesi yapmamızdan hemen sonra oluyor bunlar…</p>
<p>Suriye deyince “<strong>motive edilmiş</strong>” mayın eşekleri geldi aklıma, o yüzden anlattım olayı. Bu mayın eşeklerindeki cesaret “<strong>eşek cesareti</strong>”, akıl da “<strong>eşek aklı</strong>”.  Bende o cesaret de, akıl da yok arkadaş… Olanları kutlasam mı, acısam mı bilmiyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mustafa KIZIKLI </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/mayin-esegi-esekligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UYKUCU YAZI</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/uykucu-yazi/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/uykucu-yazi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 22:01:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[“Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim.<br />
Ama maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, “Artık çok geç olacak!”. Bir daha uyumak şöyle dursun, yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.<br ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim.</em></p>
<p><em>Ama maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, “<strong>Artık çok geç olacak!</strong>”. Bir daha uyumak şöyle dursun, yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.</em></p>
<p><em>Biliyorum: Düşünmeyi sevmiyorsunuz. Düşünürseniz rahatınızın kaçmasından korkuyorsunuz. Yuvanızın temeline dinamit koymak istiyorlar, diyoruz, aldırmıyorsunuz. Sözümüze kulak verirseniz tedbir almak gerekeceğini anlıyor, zahmete girmek istemiyorsunuz. Bir tek endişeniz var: Gününüzü gün etmek, dilediğiniz gibi yaşamak.</em></p>
<p><em>Mücadeleden ürküyorsunuz. Öylesine ürküyorsunuz ki, sizin için yapılan mücadelelerle ilginiz olmadığını göstermek ihtiyacını duyuyorsunuz.</em></p>
<p><em>Memleketimizin binbir dâvası var. Nizamınızı yıkmak isteyen düşman kuvvetler sayılamayacak kadar çok. Diken üzerindesiniz. Fakat dikenli bir yolda ayağınızı yaralamadan yürümenin mümkün olmayacağını unutuyorsunuz. Tehlikeyi görünce, korkulu bir rüya görmüşçesine, sırtınızı dönüyor, yeni ve eskiden daha derin bir uykuya dalıyorsunuz. Canınıza kastedenler her geçen gün yatağınıza daha fazla yaklaşıyor, korunma imkânlarınızı gittikçe azaltıyorlar. </em></p>
<p><em>Hiçbir feryat sizi uyandıramıyor, tehlikeyi anlamanızı temin edemiyor. Yaklaşan düşmanın ara sıra yumruğunu yiyor, hassas bir yerinize iğne batırılmış gibi şöyle bir sıçrıyor, şaşkın şaşkın bakıyor ve sonra da sayın başınızı tekrar yastığa gömüyorsunuz. </em></p>
<p><em>Kurtuluş ümitlerine veda etmeden uyanmanızı istiyoruz. İyi niyetimize akıl erdiremiyor, gayretlerimize yabancı kalıyorsunuz. Hatta biz olmasak daha rahat uyuyacağınızı sandığınız, bu yüzden bize düşman kesildiğiniz bile oluyor. Yine de başucunuzda davul çalmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gözünüzün açılması için ne mümkünse yapacağız. Gafletten sıyrılmağa biraz da sizin çalışmanızı bekliyorsak, acaba haksızlık mı ediyoruz?</em>”</p>
<p>Evet, “<strong>Uyuyanlara Ağıt</strong>” başlıklı yazısında aynen böyle diyordu rahmetli Galip Erdem. Mekânı cennet olsun…</p>
<p>Görülen o ki bu cephede değişen bir şey yok, uyumayı seviyoruz. Hiçbir şey bizi uyandırmaya yetmiyor ve yetmeyecek görünüyor.</p>
<p>Ne Türk vatanında özerklik, bölünme çığlıkları atan hıyanet çeteleri.</p>
<p>Ne gariban Mehmet askere, zengin Mehmet tatile yasası.</p>
<p>Ne bütün milli servetlerimizin global sömürgenlere peşkeş çekilmesi.</p>
<p>Ne milli değerlerimizin, cumhuriyetimizin tasfiye edilme çalışmaları.</p>
<p>Ne gazeteci, asker, siyasetçi, akademisyen demeden her muhalif sesin hukuk iğfal edilerek içeri tıkılması.</p>
<p>Ne her şeyimizin dinlenmesi, kaydedilmesi, fişlenmemiz, mahremiyetimizin kalmaması.</p>
<p>Ne vatana kastedenlerden, eşkıyadan, hainden devlet adına özür dilenmesi.</p>
<p>Ne İmralı’daki caniyle görüşmeler, anlaşmalar, “<strong>görüşme yapan şerefsizdir</strong>” deyip de işin aslı ortaya çıkınca yüzü bile kızarmayanlar.</p>
<p>Ne gözü dönmüş sömürgenlerin değnekçisi olarak komşumuz Suriye ile savaşın eşiğine gelmiş olmamız.</p>
<p>Ne Irak’ta 1 milyon Müslüman katledilip, Müslüman kadınlara tecavüz edilirken, işgalci katillere dua eden devletimizin ricali.</p>
<p>Ne Kurtuluş Savaşımızın, verilen şehitlerimizin inkarı, yok sayılması.</p>
<p>Ne din adına milleti sömürenlerin her geçen gün daha semizleşmeleri, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinden bile kurban keseceğiz diye birer lira toplamaya tenezzül eden şerefsizler.</p>
<p>Ne devletin kurumlarında bile “<strong>peygambere kurban keseceğiz</strong>” diye yirmişer lira toplayan ahlaksızlar.</p>
<p>Ne “<strong>gayrimüslimlerle diyalog</strong>” adına, kelimeyi şehadetten “<strong>Muhammeden Resulullah</strong>”ın çıkarılması, “<strong>Allah indinde hak dinin İslam olduğunun</strong>” inkârı.</p>
<p>Ne partili, hısım, akraba, cemaat ehli diye atanan, kadrolaşan, haramı helali bilmeyen bürokratik fırsatçılar.</p>
<p>Ne Türk yurdunda Türk’ün parya durumuna düşürülmesi.</p>
<p>Ne sınavlarda soruları çalıp herkesin hakkını gasp eden yüzsüz, şerefsiz hırsızlar.</p>
<p>Ne küçük hırsızlar el feneri kullanırken büyük hırsızların “<strong>Deniz Feneri</strong>” kullanması.</p>
<p>Ne işsizlerimiz, atanmayan öğretmenlerimiz, eğitimdeki rezaletimiz, bir köşeye atılmış engellilerimiz.</p>
<p>Ne iç borcumuz, ne dış borcumuz, ne patlamaya hazır cari açığımız.</p>
<p>vs. vs. vs.</p>
<p>Liste uzun, hangi birini yazayım burada? Gömelim başımızı yastığa, yellenerek uyumaya devam edelim… Uyusun da büyüsün ninni…</p>
<p>Ne demişti Orhan Veli Kanık “<strong>Cımbızlı Şiir</strong>”inde?</p>
<p><strong>Ne atom bombası,</strong><br />
<strong>Ne Londra Konferansı,</strong><br />
<strong>Bir elinde cımbız,</strong><br />
<strong>Bir elinde ayna;</strong><br />
<strong>Umurunda mı dünya!</strong></p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p><strong>Mustafa KIZIKLI</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/uykucu-yazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UYUYANLARA AĞIT</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/uyuyanlara-agit/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/uyuyanlara-agit/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 21:59:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Size]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=237</guid>
		<description><![CDATA[Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim.<br />
Ama maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, &#8220;Artık çok geç olacak!&#8221; Bir daha uyumak şöyle dursun, yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.<br ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-238" title="galiperdem" src="http://www.mustafakizikli.com/wp-content/uploads/galiperdem.jpg" alt="" width="270" height="200" />Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim.</p>
<p>Ama maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, &#8220;<strong>Artık çok geç olacak!</strong>&#8221; Bir daha uyumak şöyle dursun, yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.</p>
<p>Biliyorum: Düşünmeyi sevmiyorsunuz. Düşünürseniz rahatınızın kaçmasından korkuyorsunuz. Yuvanızın temeline dinamit koymak istiyorlar, diyoruz, aldırmıyorsunuz. Sözümüze kulak verirseniz tedbir almak gerekeceğini anlıyor, zahmete girmek istemiyorsunuz. Bir tek endişeniz var: Gününüzü gün etmek, dilediğiniz gibi yaşamak.</p>
<p>Mücadeleden ürküyorsunuz. Öylesine ürküyorsunuz ki, sizin için yapılan mücadelelerle ilginiz olmadığını göstermek ihtiyacını duyuyorsunuz.</p>
<p>Memleketimizin binbir dâvası var. Nizamınızı yıkmak isteyen düşman kuvvetler sayılamayacak kadar çok. Diken üzerindesiniz. Fakat dikenli bir yolda ayağınızı yaralamadan yürümenin mümkün olmayacağını unutuyorsunuz. Tehlikeyi görünce, korkulu bir rüya görmüşçesine, sırtınızı dönüyor, yeni ve eskiden daha derin bir uykuya dalıyorsunuz. Canınıza kasdedenler her geçen gün yatağınıza daha fazla yaklaşıyor, korunma imkânlarınızı gittikçe azaltıyorlar. Hiçbir feryat sizi uyandıramıyor, tehlikeyi anlamanızı temin edemiyor. Yaklaşan düşmanın ara sıra yumruğunu yiyor, hassas bir yerinize iğne batırılmış gibi şöyle bir sıçrıyor, şaşkın şaşkın bakıyor ve sonra da sayın başınızı tekrar yastığa gömüyorsunuz. Kurtuluş ümitlerine veda etmeden uyanmanızı istiyoruz. İyi niyetimize akıl erdiremiyor, gayretlerimize yabancı kalıyorsunuz. Hattâ biz olmasak daha rahat uyuyacağınızı sandığınız, bu yüzden bize düşman kesildiğiniz bile oluyor. Yine de başucunuzda davul çalmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gözünüzün açılması için ne mümkünse yapacağız. Gafletten sıyrılmağa biraz da sizin çalışmanızı bekliyorsak, acaba haksızlık mı ediyoruz?</p>
<p><strong> Galip ERDEM</strong></p>
<p><p><a href="http://www.mustafakizikli.com/uyuyanlara-agit/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><span></span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/uyuyanlara-agit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VİCDANİ RED Mİ, VİCDANIN REDDİ Mİ?</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/vicdani-red-mi-vicdanin-reddi-mi/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/vicdani-red-mi-vicdanin-reddi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 07:48:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=235</guid>
		<description><![CDATA[Bir Sovyet Diplomatı olan S.İ.Aralov,  Türkiye Hatıraları adlı kitabında bu günkü durumla ilintili bir olay anlatır. <br />
1922 yılında, Mustafa Kemal Atatürk, yanında Sovyet diplomatı varken Konya’ya yaptığı ziyarette bir medreseye gittiğinde, orada bulunan bir molla, medreselerin sayısının artırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica eder. Bunun üzerine kendini tutamayan Atatürk, özellikle bu askere alma ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Bir Sovyet Diplomatı olan S.İ.Aralov,  Türkiye Hatıraları adlı kitabında bu günkü durumla ilintili bir olay anlatır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">1922 yılında, Mustafa Kemal Atatürk, yanında Sovyet diplomatı varken Konya’ya yaptığı ziyarette bir medreseye gittiğinde, orada bulunan bir molla, medreselerin sayısının artırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica eder. Bunun üzerine kendini tutamayan Atatürk, özellikle bu askere alma düşüncesine karşı olan mollaya kesin bir ifadeyle şöyle cevap verir:</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“<strong>Ne o, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için canlarını feda ederken, siz burada, genç sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz! Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim…</strong>”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Atatürk’ün bu cevabı karşısında yüzleri kızaran mollalar ona hiçbir şey söyleyemezler. Zaten Atatürk de onlara bir şey deme fırsatı bırakmadan “<strong>Burada yapacak işimiz kalmadı</strong>” diyerek ayrılır. Medreseden ayrıldıktan sonra, yanındaki Sovyet Rusya elçisi Aralov’a otomobilde şu açıklamayı yapar “<strong>Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları mali dayanaklarından, vakıflardan, yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, neredeyse üçte ikisi, belki de daha çoğu vakıftır. Bu topraklar mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.</strong>”</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İşte bu gün de inanç tacirliği yapan, dini sermaye yapmış bazı kesimlerin Atatürk’e saldırılarının temelinde bu kuyruk acısı vardır. Destekledikleri Vicdani Red ve Bedelli Askerlik sisteminin fikri yapısı 1922 dekinden farklı değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Her konunda fikir öne süren, fetva veren ve sivri laflar etmekten çekinmeyen birileri, “<strong>ölüyü mezardan kaldırıp</strong>” bu işe destek olarak görünmeden kalemşörleri ve medya gücüyle alttan alta destek oluyor.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“<strong>Vicdani Red</strong>” diye ortaya atılan, AB tarafından bize dayatılan ve yasası çıkartılmak üzere olan, “<strong>askerlikten kaytarma</strong>” kepazeliğinin destekçileri büyüteç altına alınırsa Yehova Şahitleri, bazı gayrimüslimler, PKK’lılar ve İslam’ı sermaye yapıp semizleşmiş kesimler ve onlara yakın kalemleri görürüz. Bunların bazıları Vicdani Red kepazeliğini açıktan destekledikleri gibi, din taciri olan kesim ise toplumun tepkisinden çekinip, biraz daha dolambaçlı yoldan gidip “<strong>Profesyonel Ordu</strong>” argümanı üzerinden bu kepazeliğe destek veriyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Diyorlar ki “<strong>Mehmetçik 3 aylık eğitimle, terörle mücadele edemez</strong>”. Bunu söyleyenler Polis Özel Harekât kursunun da 4,5 ay olduğunu unutuyorlar. Kaldı ki, 1992 yılında 2 bin teröristin etkisiz hale getirildiği Irak harekâtını bu Mehmetçik yaptı. 1995’te Mehmetçiğin önünden kaçan, ABD’nin eğittiği bin terörist soluğu Guam adasında aldı. 2002 yılında kırsaldaki terörist eylemlerini sıfırlayan aynı Mehmetçikti. O yıl sadece 6 şehit verilmişti. Yani Mehmetçiğin başarısının tanığı tarihtir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Türk Ordusunu sadece “<strong>teröristle mücadele</strong>” aracına indirgeyen, milli olan her şeye düşman bu ipi dışarıda kesimlerin aslı amacı; kimin askere gidip gitmemesi değil, kozmik odalarının dışarıya açılmasına, asıl darbecileri dışarıda tutup, taltif edip, vatansever subayların içeriye tıkılmasına ve her şeye rağmen Dünya’nın en aksiyoner “<strong>milli</strong>” ordularından biri olan TSK’yı zafiyete uğratmak ve Türk vatanını her türlü müdahaleye dirençsiz hale getirmektir. Bu ödev onlara patronları olan “<strong>global baronlar ve sömürgenler</strong>” tarafından verilmiştir. Tıpkı Irak’taki, Cezayir’deki, Libya’daki gibi…</span></p>
<p><span style="font-size: small;">“<strong>Bedelli Askerlik</strong>” ise bazı durumlarda gerekli olmasına rağmen, sadece yaş sınırı getirilip, diğer şartları ortadan kaldırmakla “<strong>Vicdani Red</strong>” gibi “<strong>askerlikten kaytarmanın</strong>” başka bir yolu olarak ortaya çıkacaktır. Örneğin, 7 yıl tıp fakültesi, 5 yıl uzmanlık okuyup 30-35 yaşında eli ekmek tutamaya başlayan ve zaten kamu hizmeti yapacak insanların bedelli askerlik yapması vicdani olarak kabul edilebilir. Kısıtlı sayıdaki bu ve buna benzer örneklerin dışında “<strong>parayı veren askerlikten yırtar</strong>” mantığında çıkarılacak bir bedelli askerlik sistemi ise sadece “<strong>Vicdanın Reddi</strong>” olur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Eğer böyle olursa, koskoca imparatorluğu çökertmiş bir anlayış sebebiyle Türk milletinin bağrında bir hançer olarak ağıtlara yansımış şu türküyü söyler dururuz.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Yemen yolu çukurdandır<br />
</span><span style="font-size: small;"> Karavana bakırdandır<br />
</span><span style="font-size: small;">Zenginimiz bedel verir<br />
</span><span style="font-size: small;">Askerimiz fakirdendir&#8230;<br />
</span><span style="font-size: small;">***<br />
</span><span style="font-size: small;">Tarlalarda biter kamış<br />
</span><span style="font-size: small;">Uzar gider vermez yemiş<br />
</span><span style="font-size: small;">Şol Yemen&#8217;de can verenler<br />
</span><span style="font-size: small;">Biri Memet biri Memiş&#8230;</span></p>
<p><span style="font-size: small;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><strong><span style="font-size: small;">Mustafa KIZIKLI</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/vicdani-red-mi-vicdanin-reddi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SOKAK ÇOCUKLARI MESELEMİZ BİTTİ Mİ?</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/sokak-cocuklari-meselemiz-bitti-mi/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/sokak-cocuklari-meselemiz-bitti-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 00:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=234</guid>
		<description><![CDATA[Epeyce gündem işgal etmişti Gaziantep’teki sokak çocukları meselemiz…<br />
Sokak çocukları ve madde bağımlısı çocuklar bakımından Türkiye’nin önde gelen sorunlu illerinden biriydik. Kimi zaman sosyetik iyilik meleklerimiz, kimi zaman siyasilerimiz, kimi zaman belediyelerimiz, entellerimiz-dantellerimiz tarafından konu edilerek, her kafadan bir ses çıkmış, sorunu çözme yarışına girilmişti. Projeler yapılmış, parasal kaynaklar kullanılmış, bu çocuklar üzerinden epey reklamasyon ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Epeyce gündem işgal etmişti Gaziantep’teki sokak çocukları meselemiz…</p>
<p>Sokak çocukları ve madde bağımlısı çocuklar bakımından Türkiye’nin önde gelen sorunlu illerinden biriydik. Kimi zaman sosyetik iyilik meleklerimiz, kimi zaman siyasilerimiz, kimi zaman belediyelerimiz, entellerimiz-dantellerimiz tarafından konu edilerek, her kafadan bir ses çıkmış, sorunu çözme yarışına girilmişti. Projeler yapılmış, parasal kaynaklar kullanılmış, bu çocuklar üzerinden epey reklamasyon yapılmıştı.</p>
<p>Eeeee, ne oldu sorun çözüldü, sokak çocukları ıslah edildi mi? Yoksa sorun “<strong>buzdolabına</strong>” kondu da orda mı bekletiliyor, ya da “<strong>kilimin altına” </strong>mı süpürüldü?</p>
<p>Sokak çocuklarıyla madde bağımlısı çocukları iki ayrı sorun olarak ele almak gerekirken, sokak çocukları sorununun madde bağımlısı çocuk sorununu ne kadar beslediğinin, büyüttüğünün bilincinde olunması gerekiyor.</p>
<p>Ayrıca bu işle uğraşanların, uğraşma görevi olanların ne kadar samimi olduğunun da sorgulanması gerekiyor.</p>
<p>Aslında sokak çocukları meselesiyle uğraşan çoğu kimsenin uğraştığı şey sokak çocuklarının bizzat kendisi değildi, sadece kişisel güvenlikleriydi. Sorun yaratmadıkları sürece kimsenin de umurunda değildi.</p>
<p>Çünkü sokak çocukları meselesi son 10 yılın meselesi değil, aslında çok eskiye dayanmaktadır. Kemalettin Tuğcu’nun romanlarında kahramanlar hep bu çocuklarken, siyah beyaz Yeşilçam filmlerinde de “<strong>köprü altı çocukları</strong>” olarak hep hayatımızdalardı. Onlara acınırdı ama sorun olarak algılamak kimsenin aklına gelmezdi. Ne zamanki acımak yerine korkar olduk, işte o zaman sorun olarak algıladık. Çünkü artık güvenliğimizi tehdit ediyorlardı. Önceleri polisiye bir mesele olduğu zannedilen bu sorunun öyle olmadığı da halen çok anlaşılmış değil maalesef.</p>
<p>Yani demem o ki servetini, kariyerini bu kente borçlu sosyetik ağabeylerimiz, ablalarımız, entel-dantel zevatlarımız, bürokratik hükümet memurlarımız, “<strong>meziyetinden ziyade, parti başkanı istediği için</strong>” seçilmiş siyasilerimiz, belediye başkanlarımız, her kademede bürokrasiye hâkim olduğu bilinen “<strong>mütedeyyin</strong>” abilerimiz; çoğunuzun sadece güvenlik meselesi olarak algıladığı bu meseleyi “<strong>kilimin altına süpürerek</strong>” ya da “<strong>buzdolabına</strong>” koyarak sorumluluklarınızdan kurtulamazsınız.</p>
<p>Pahalı villalardan oluşan sitelere taşınmak, rezidanslara yerleşmek, güvenlik şirketlerinden elemanlar tutmak da sorunu çözmeyecektir.</p>
<p>Bu günlerde ortalıkta az gördüğünüz için “<strong>kilimin altına süpürdüğünüzü</strong>” sandığınız bu sorun, kentsel dönüşüm alanlarında, yarım yıktığınız evlerde hıza büyüyor ve çoğalıyor, farkında olduğunuzu zannetmiyorum. Oralarda barınma imkânı bulan madde bağımlısı olan ve olmayan çocuklar pek yakında herkese varlıklarını hissettirecek, suç üretimine hız verecektir.</p>
<p>Hele hele, iddia odur ki kentsel dönüşüm alanında belediye tarafından yok fiyatına evinden çıkartılmak istenen ama direnen vatandaşların evlerinin yakınlarında, bir iki evi tam yıkmayıp, madde bağımlısı çocukların barınması sağlanan evlerle,  vatandaşın evini boşaltması için taciz edildiği şeklinde şikâyetler ortada uçuşmaktadır. Bu iddialar ve şikâyetler doğruysa; özellikle Şahinbey belediyesinin bu çocukları vatandaşa karşı yaptırım unsuru olarak kullandığını ve durumun vahametini iyi anlamamız gerekiyor. Buradan ilgilileri ve yetkilileri uyarmış olalım.</p>
<p>Kentsel dönüşüm alanlarında topladıkları malzemelerle geçinme ve barınma imkânına şimdilik sahip olan bu çocuklar pek sorun üretmiyor gibi göründüğünden mesele halloldu sanılıyor.</p>
<p>Gaziantep’te pansuman tedbirlere ve göz önünde olmadıkları için ortadan kalktığı sanılan ve gündemden düşürülen sokak çocukları ve madde bağımlısı çocuklar sorunu, aslında kuluçkaya yatırılmış, sorunu çözmesi gerekenler tarafından çoğaltılıyor ve eskisinden çok daha büyük bir sorun olarak geliyor.</p>
<p>Demedi demeyin…</p>
<p><strong>Mustafa KIZIKLI</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/sokak-cocuklari-meselemiz-bitti-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜLKÜCÜNÜN ÇİLESİ</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/ulkucunun-cilesi/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/ulkucunun-cilesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Nov 2011 16:57:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bizden Size]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=231</guid>
		<description><![CDATA[Gün olur, ülküsüz insanlara gıbta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: &#8220;Akl-ı şuur&#8220;ları vardır, güzel severler. &#8220;Bade&#8221; içerler ve nihayet göçüp giderler.<br />
Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hattâ sevdikleri ile&#8230; Belli ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-232" title="galip_erdem" src="http://www.mustafakizikli.com/wp-content/uploads/galip_erdem.jpg" alt="" width="350" height="219" />Gün olur, ülküsüz insanlara gıbta ile bakasınız gelir. Rahat yaşarlar. Tıpkı Şairin söylediği gibi: &#8220;<strong>Akl-ı şuur</strong>&#8220;ları vardır, güzel severler. &#8220;<strong>Bade</strong>&#8221; içerler ve nihayet göçüp giderler.</p>
<p>Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile, hattâ sevdikleri ile&#8230; Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri de sık sık ihtilâfa düşerler. Çok defa, başları belâya girer; gene de sinmezler. Bu halleri &#8220;kalabalık&#8221;a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de, yılmamak.</p>
<p>Ülkücü, dünya nimetlerinden yana nasibsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka o&#8217;na yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki; halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde &#8220;zevksiz&#8221; bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki, inandığına dokunulmasın!</p>
<p>Kalabalığın nazarında o,   zavallı bir hayalperesttir. Olmayacak fikirlerin rüyasına dalmış öylece uyumakta, başkalarını da uyumağa teşvik etmekte&#8230;</p>
<p>Bir gün fikirlerinin gerçekleştiği görülse bile, O&#8217;na karşı hiç kimse &#8220;<strong>aferin</strong>&#8221; demez. Üstelik &#8220;<strong>böyle olacağı zaten belli idi</strong>&#8221; buyrulur.</p>
<p>Ülkücünün, ülküsü ile münasebeti, hakikî bir aşkta sevenle sevgilinin münasebetine benzer. Hep verir, hiç almaz. Sevgili nazlıdır, sitemi eksik etmez, incinmeğe de hiç gelemez. Diğer sahalarda umumiyetle dikkatsiz hareket eden Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştanbaşa hassasiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükâfat istemez, bir garip kişidir&#8230; Ülküsüne hizmet edenlere son derece hürmetkârdır. Gerçek âşıklar gibidir; kıskanmaz. Sevgilinin sevildikçe güzelleşeceğini bilir. Sevmenin gururu yegâne süsüdür.</p>
<p>Ülkücünün en çok dinlediği nasihatdır. &#8220;<strong>Yapma derler, hayatını heba etme derler, gününü gün et derler</strong>&#8220;. O kadar çok şey söylerler ki, hiç bitmez. O hepsini dinler, ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar.</p>
<p>Ülkücülerin en amansız düşmanları &#8220;<strong>eyyamperest</strong>&#8220;lerdir.  Menfaatlerine tapan bu adamlar, daha çok kazanmalarına, daha rahat yaşamalarına mâni olacak sanırlar da, ülkücüyü hep ezmeğe çalışırlar! Ne garip tecellidir ki, ülkücünün gayretlerinden en çok faydalananlar da &#8220;eyyamperest&#8221;lerdir.</p>
<p>Gün gelir, ecel hükmünü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir. Kalabalık o&#8217;na acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca &#8220;kalabalık&#8221;a acımıştır.</p>
<p><strong>7 Şubat 2009, Cumartesi<br />
Galip ERDEM </strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>GALİP AĞABEYE MEKTUP</strong></p>
<p><a href="http://www.mustafakizikli.com/ulkucunun-cilesi/"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/ulkucunun-cilesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AH BU EĞİTİM BAŞARIMIZ &#8211; 3</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/ah-bu-egitim-basarimiz-3/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/ah-bu-egitim-basarimiz-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 15:20:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=229</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta “Ah Bu Eğitim Başarımız -2” başlıklı yazımızda, Gaziantep’in eğitimde “Kel Alinin bağına” nasıl döndüğünün 2002-2009 yılları arasındaki 1. sürecini anlatmış ve 2009-2011 yılları arasındaki ve halen devam eden 2. süreci de bu haftaya bırakmıştık.<br />
2009 Yılı itibariyle, siyasetçi, bürokrasi, sendikacı, işadamı el birliğiyle Gaziantep’te eğitim cinayeti işlenmeye devem ederken iktidar partisi AKP, “kedi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta “<strong>Ah Bu Eğitim Başarımız -2” </strong>başlıklı yazımızda, Gaziantep’in eğitimde <strong>“Kel Alinin bağına</strong>” nasıl döndüğünün 2002-2009 yılları arasındaki 1. sürecini anlatmış ve 2009-2011 yılları arasındaki ve halen devam eden 2. süreci de bu haftaya bırakmıştık.</p>
<p>2009 Yılı itibariyle, siyasetçi, bürokrasi, sendikacı, işadamı el birliğiyle Gaziantep’te eğitim cinayeti işlenmeye devem ederken iktidar partisi AKP, “<strong>kedi olalı bir fare tutarak</strong>” Gaziantep Milli Eğitimine Sayın Abdullah Şenyüz’ü müdür olarak atadı. Bu da diğerlerinin aynısıdır diye beklerken Abdullah bey aslında herkesi yanılttı. Milli eğitimde çöreklenmiş şebekenin farkına varması çok sürmedi. Gaziantep’in eğitimdeki başarısızlığının asıl sebeplerini anlamıştı. Bir taraftan bu şebekeyi bertaraf etmeye çalışırken diğer taraftan da çok ciddi mali kaynaklar buluyordu. </p>
<p>Şevkle çalışan, bir şeyler yapma gayreti içindeki Abdullah beyi, ziyaretlerimin birinde başına gelecekleri tahmin etmiş ve bizzat uyarmış, şebekenin “<strong>kumpasına</strong>” dikkat etmesini söylemiştim. Tahminim doğru çıktı ve “<strong>bir ses kaydıyla</strong>” Sayın Abdullah Şenyüz “<strong>halledildi</strong>”, görevinden alınması sağlandı. İşin arkasında kimler vardı, sebep-sonuç ilişkisiyle düşünüldüğünde bilenler bilir.</p>
<p>Bu kentte, sahte “<strong>Veli Küçük</strong>” dilekçeleriyle okul müdürlerine soruşturma açanlar için Abdullah Şenyüz gibi iyi niyetli, saf insanların lafı mı olur?</p>
<p>2010’un Mart ayında bu işler oluncaya kadar bir köşede duran, itinayla siyasetin dışında durmaya çalışan “<strong>cemaat</strong>” şakirtleri de birden bire oyuna dâhil olma kararı aldılar ve gırtlaklarına kadar siyasetin içine girerek Gaziantep milli eğitimine peş peşe vekil idareciliklere atanmaya başladılar. </p>
<p>Artık kimin, nereye atanacağına ev toplantılarında “<strong>abiler</strong>“ karar veriyordu. Bu “<strong>abiler</strong>”in organize ettiği çınarlı, güllü, berkli vs. eğitim dernekleri, merkezde ve ilçelerde her bir yandan mantar gibi bitmeye başlamıştı çoktan. Belediyelerden ve “sodes” projelerinden yüklü miktarda alınan paraların ne olduğu, bu derneklerin neyi nasıl yaptığı bence merak konusudur, umarım bir gün aydınlatılırım.</p>
<p>Normal bir öğretmenken, idarecilikten filan anlamazken, önce 76. madde, bakan emriyle lise müdürü yapılıp, “<strong>yahu bu okul müdürlüğü ne memenem şeymiş”</strong> diyemeden, kısa süre sonra İl Milli Eğitim Müdürü olarak atanan Ekrem beyin hızlı yükselişi karşında başımız dönmüşken, Gaziantep üniversite sınavlarında 80. sıraya oturuyor, bu başarısından(!) ve üstün yeteneklerinden dolayı olmalı ki Milli Eğitim Bakanlığı Müşavirlik kadrosuna atanarak taltif ediliyordu. </p>
<p>Ekrem beyin başarısı oldukça tatmin edici olduğundan, milli eğitim idareciliklerine. “<strong>F</strong>” vitaminli arkadaşlardan bolca serpiştirildi. Milli eğitim koridorları artık, siyasetin “<strong>oyun uşağı</strong>” olmuş “<strong>F</strong>” vitaminli “<strong>panpiş</strong>” ve “<strong>ciciş</strong>”lere emanettir.</p>
<p>Ha, bu arada idareci olduğu okula bir mağazanın çekilişinde çıkan otomobili araklamak üzereyken suçüstü olan bir zevat da arada taltif edilip şube müdürü yapıldı.</p>
<p>Önceleri çekinik duran Ekrem bey, artık toplantılarda kükrüyor, işini yapamayanı koltuğundan etmek için gerekli siyasi desteği olduğunu belirtiyor, ama işin ne olduğunun şeklini şemalını da bir türlü diyemiyor. Otokratik yönetici pozlarında, mevzuattan, mahkeme kararlarından, kitle psikolojisinden, yönetim biliminden çok anlamasa bile zararı yok, nasıl olsa telefondaki sözleri bile emir olarak bilinir. Sayın Müdürün, başarısızlığın müsebbibi olarak tespit ettiği 80 civarında okul müdürü hakkında rapor düzenleyerek Sayın Valimize sunması, durumu kurtarıp vakit kazanmasına yetecek, an azından Gaziantep’in eğitim başarısı için “<strong>soruşturma açtırma işi</strong>” yapmış olacaktır.</p>
<p>Gaziantep Milli Eğitiminde kişiler değişiyor ama roller hiç değişmiyor… </p>
<p>2002 den beri bu kentte eğitim çalışanının, motivasyonunu bozan, şevkini kıran, yıldıran, önceliklerini, değerlerini yozlaştıran anlayış hiç değişmedi ve devam ediyor. Üstelik bürokratların sahip olması gereken “<strong>Bürokratik Nezaket</strong>”ten de bihaber insanlar “<strong>delinin yoğurt yediği gibi</strong>” ne yaptıklarını bilmeden zaman dolduruyorlar. Klimalı odalarda yapılan rutin işleri çok önemli şeyler sanıp, koltuklarını koruyorlar. Eğitim çalışanlarının çektiği sıkıntı bir yana, çocuklarımıza, gençlerimize, istikbalimize yazık ediyoruz.</p>
<p>Çözüm, sorunu yaratanlar, besleyenler, büyütenler ve sürdürenlerin elindedir…</p>
<p>Yusuf Has Hacip, 1000 yıl önce Kutadgu Bilig’de ( Mutluluk Bilgisi) şöyle der;</p>
<p><strong>“Bir aslan köpeklere baş olursa köpeklerin hepsi aslan gibi davranır.<br />
</strong><strong>Bir köpek aslanlara baş olursa aslanların hepsi köpek gibi davranır.”</strong></p>
<p>Mutlu haftalar dilerim…<br />
——————-</p>
<p><strong>Mustafa KIZIKLI</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/ah-bu-egitim-basarimiz-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AH BU EĞİTİM BAŞARIMIZ – 2</title>
		<link>http://www.mustafakizikli.com/ah-bu-egitim-basarimiz-%e2%80%93-2/</link>
		<comments>http://www.mustafakizikli.com/ah-bu-egitim-basarimiz-%e2%80%93-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 15:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mkizikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantep]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mustafakizikli.com/?p=228</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta Gaziantep’in eğitimdeki başarısızlık sorununun kasıtlı olarak yanlış yerlerde arandığını/aratıldığını anlatmış, sorunun kaynağının teşhisini yapmış ve eğitimcilerin önceliğinin, değerlerinin (paradigmasının) olumsuz olarak nasıl değiştiği/değiştirildiği tespitinde bulunarak bunun iki aşamada gerçekleştiğini yazmış, aşamalarını da bu haftaki yazımıza bırakmıştık.<br />
1. Aşama, 2002-2009 süreci:<br />
2002 Yılı itibariyle, AKP iktidarıyla birlikte,  adı olup kendisi olmayan yandaş bir eğitim ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta Gaziantep’in eğitimdeki başarısızlık sorununun kasıtlı olarak yanlış yerlerde arandığını/aratıldığını anlatmış, sorunun kaynağının teşhisini yapmış ve eğitimcilerin önceliğinin, değerlerinin (paradigmasının) olumsuz olarak nasıl değiştiği/değiştirildiği tespitinde bulunarak bunun iki aşamada gerçekleştiğini yazmış, aşamalarını da bu haftaki yazımıza bırakmıştık.</p>
<p><strong>1. Aşama, 2002-2009 süreci:</strong></p>
<p>2002 Yılı itibariyle, AKP iktidarıyla birlikte,  adı olup kendisi olmayan yandaş bir eğitim sendikası iktidar tarafından desteklenmiş ve büyütülmüştür. İktidar partisinin o zamanki il başkanı tarafından nerdeyse Gaziantep’in eğitiminin bütün yönetimi, bu sendikanın başkanlığına getirilen, eğitim yönetimiyle hiçbir alakası olmayan, dünyadan bihaber, “<strong>hırsı aklının önüne geçmiş</strong>” toy bir şahsa ihale edilmiştir. Artık kimin nereye atanacağı, vekil veya asil şube müdürlerinin kimler olacağı, hangi okula vekil müdürün kim olacağı, hangi güzel okula kimin tayininin yapılacağına bu zevat ve şürekâsı karar vermekteydi. O dönemin vekâlet İl Milli Eğitim Müdürü, şimdi hala İl Milli Eğitimde idareci olan şahsın da durumdan vazife çıkarıp, söz konusu sendika başkanıyla Gaziantep’in okullarını gezmesi, üye toplaması taşları yerinden oynatmaya, “<strong>Pandora’nın kutusunun açılmasına</strong>”, işine gücüne bakan öğretmen camiasında bazı kişilerin kafasında şimşek çakmasına sebep olmuştur.</p>
<p>O zamana kadar kenarda köşede kalmış, gütmesi için “<strong>iki oğlağı</strong>” bile teslim edemeyeceğiniz, varlığı yokluğu belli olmayan ne kadar adam varsa, ayrıca her devrin adamı olma becerisine sahip ne kadar yalaka, fırıldak varsa, hepsi birden bu durumu değerlendirmenin derdine düştüler.</p>
<p>Okullarda, öğretmen odalarında, öğretmen evinde artık sohbetlerin konusu, kimin kime yaranması, nereye yamanması, kimin nereye atanması için kimin adamı olması gerektiğiydi.</p>
<p>Artık bunların eğitim, öğretmenlik diye bir dertleri kalmamıştı, varsa yoksa bütün dertleri “<strong>yağma hasanın milli eğitim böreğinden</strong>” pay kapmaktı.  Her biri, olayın nereye varacağı umurunda olmayan, bunu akıl edecek kapasitesi ve sorumluluğu olmayan yandaş sendika başkanına yağ çekip, iktidar partisinden referans sahibi olarak, milli eğitimin başına üşüşüp,  birer makam ve müdürlük kaptılar ya da gözde okullara atandılar. Hafta sonları yapılan üç kuruş ücretli sınav görevleri bile bu adamların dışında kimseye verilmiyordu.</p>
<p>Müdürlükler, idarecilikler, menfaatler dağıtılırken esas olan o işi yapıp yapamayacağı, liyakati filan değil sadece yandaş olmasıydı. Üstelik bunlar taltiflere, ödüllere de boğuldular.</p>
<p>Bu işlerin baş aktörlerinden olan o sendika başkanı bu gün itibariyle başkan değildir ve yazdığı bazı yazılarda yaptığı yanlışları itiraf edip günah çıkarmaya çalışmaktadır ama heyhat…</p>
<p>Aynı sendikanın yeni başkanı da, o dönemde atamadan sorumlu şube müdürlüğü görevinde bulunmuş, en az eski başkanları kadar tahribat yaratmış, çok “<strong>ah</strong>” almıştır.</p>
<p>Mesela, Gaziantep eğitim başarısında 67 olduğu sıralarda, kimler olduğu belli olan 2800 öğretmen ve idareciye “<strong>takdir</strong>”, “<strong>teşekkür</strong>” ve “<strong>maaş ödülü</strong>” verilmesinin mantığını ve “<strong>etiğini</strong>” izah edecek babayiğit var mı bu kentte merak ediyorum. “<strong>Aferin, eğitimin içine büyük bir başarıyla ettiniz</strong>” ödülü olabilir mi bunlar?</p>
<p>Dışarıdan bakınca normal gibi gelebilir ama eğitimle alakası olmadığı halde, sadece yalakalık ettiği için ödül alan bir eğitimcinin, aynı yerde fedakârca çalışan ama ödül alamayan mesai arkadaşının ne düşüneceğini, şevkinin kalıp kalmayacağını, akıl fikir sahiplerinin takdirine sunuyorum.</p>
<p>Yandaşlara yer açmak için işini adam gibi yapan idarecilere düzmece soruşturmalar açıp cezalar verildi, görevlerinden alındı. Bu iş için imzasız iftira dilekçeleri kullanıldığı gibi, şu an Silivri’de yargılanan <strong>Veli Küçük</strong> imzalı uydurma dilekçeler bile kullanıldı ve teftişte bu dilekçeler işleme konuldu, soruşturmalar yapılıp insanlar yerlerinden, makamlarından edildi.  Birilerini güzel okullara müdür yapmak, şube müdürü yapmak için “<strong>can güvenliği yoktur</strong>” diye güya(!) incelemeler, soruşturmalar tezgâhlanıp kaymaklı, gözde yerlere getirildi. Uzun olur diye sayamadığım birçok gereksizlik, haksızlık, fırıldaklık alenen öğretmenlerin gözleri önünde yapıldı.</p>
<p>Bu işler için de Gaziantep Öğretmenevi karargâh olarak kullanıldı.</p>
<p>Bu işleri kotaran şahıslar ölmediler veya bir yere gitmediler, halen Gaziantep’te milli eğitimdedirler. Bu işlerin mağdurları da halen eğitimci olarak bu kenttedirler.</p>
<p>Bu ve başka işler olurken durumun nereye gittiğini gören tecrübeli Vali M.Lüfullah Bilgin direnç göstermeye başlayınca Gaziantep’ten gönderilip yerine sorgulamadan imza atan, “<strong>noter kâtibi</strong>” rollerinde bir vali getirildi.</p>
<p>Çivisi çıkmış bir ortamda, vekâlet cenneti haline gelmiş Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü koridorlarında, nüfus sahibi olmayı paylaşamayan şube müdürlerinin tekme tokat kavgalarına şahit olundu.</p>
<p>Olan biten ve Gaziantep’in eğitiminin nereye gittiği umurunda olamayan, “<strong>parası kültüründen çok çok fazla</strong>” olan etkili isimleri,  pek değerli iş adamı ve sanayicilerimiz para kazanmakla meşguldüler. Böyle ufak ve kazanç getirmeyecek işlere ayıracak vakitleri yoktu ama mikrofon uzatılınca ekabil tavırlarla marka(!) şehrimizin ne kadar ilerlediğini eğitim için “<strong>vergiden düştükleri okullar</strong>” yaptırdıklarını anlattılar.</p>
<p>Gaziantep’in “<strong>şehremin”</strong>leri olan belediye başkanlarımız ise arsa rantını “<strong>haline yoluna(!)</strong>” koymakla meşguldüler.</p>
<p><strong>Siyasetçi, bürokrasi, sendikacı, işadamı el birliğiyle Gaziantep’te eğitim cinayeti böyle işlendi, ihbar ediyorum, ben gördüm…</strong></p>
<p>Öğretmenlik vicdan mesleğidir. “<strong>Marifetin iltifata tabi olduğu</strong>”, “<strong>emeği çok, parası az</strong>” bir meslektir. Öğretmen; sınıfa girince vereceği eğitimin kalitesi, yeteneğiyle birlikte vicdanına kalmış kişidir. Siz o vicdanı acıtır, haksızlık ederseniz, doğru insana iltifat etmek yerine haksızlık ederseniz, saygı duyacağı bir yöneticiyle çalıştıramazsanız, emirle, yazıyla, yönetmelikle, asarım-keserimle öğretmenden hiçbir verim alamazsınız, başarıyı artıracağım diye patinaj yapar durursunuz. Zaten bu kentte olan da budur…</p>
<p>Kısacası bu süreçte, zaten ağır aksak olan eğitimde şimdi de olduğu gibi ortalık, yerel tabirle, “<strong>Kel Ali’nin bağına</strong>” döndürüldü.</p>
<p>2009-2011 Sürecini de gelecek hafta yazmak üzere iyi haftalar diler, saygılar sunarım.</p>
<p><strong>Mustafa KIZIKLI</strong><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mustafakizikli.com/ah-bu-egitim-basarimiz-%e2%80%93-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

