Turkce Turk Demektir
> Anasayfa > Makaleler > Mustafa Kızıklı Yazıları > BAKIŞ AÇISI VE SENDİKACILIK
Kullancı Giriş
Merhaba Ziyaretçi
IP: 38.107.191.107

Kullanıcı Adı
Şifre
Dosyalar
FotoGaleri
Kırgızistan-UAESB 2.Toplantısı
Azerbaycan Bakü Şehitler Hıyabanı (Bahçesi)
Avrasya Eğitim Sendikaları Birliği Sekreteryası
Anket
Sitemi beğendiniz mi?
Çok güzel
Fena değil
İdare eder
Çalışılırsa olacak
Hiç Beğenmedim
BAKIŞ AÇISI VE SENDİKACILIK
Tarih 01/05/2010 23:40  Yazar mkizikli  Hitler 163 Okunma

Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken
 aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.
B.Russel

Bir ova düşünün ki manzarayı ancak kendi bulunduğunuz tepeden görüp algılayabilir ve yorumlayabilirsiniz. O tepenin ovayı en doğru açıdan ve en iyi gören tepe olduğundan eminseniz mutlaka başka tepelerden ve açılardan da manzarayı seyretmiş olmanız gerekir. Aksi halde baktığınız yerin ve bulunduğunuz tepenin doğru yer olduğundan emin olmanız bir sanıdan öte gidemez.

Gerçekten bir tepedeyseniz; karşıdaki tepeden de manzaranın, renklerin aynı göründüğünden emin olabilir misiniz?

Ya tepe yerine aslında bir çukurdaysanız? 

Ya da tepenin dibindeyseniz, gördüğünüz manzara ancak bir taş atımı çaplı daireden ibaret ve siz ovayı gördüğünüzü zannediyorsanız?

İşte toplumsal olaylarda ve kişilerin fikir ayrılıklarında da durum aynen böyledir. Taraflar genellikle kendi bulundukları tepenin ve bakış açısının en doğru yer olduğuna inanırlar ve dolayısıyla manzarayı bulundukları yer ve bakış açısına göre değerlendirirler. Bu durum, bireyin kendi açısından en doğru olduğuna inandığı fikirleri oluşturur. İşte fikir ayrılıklarıyla beraber çatışmalar da buradan çıkar.

Bu olgu, ortalama veya ortalamanın altındaki zekâ seviyesine sahip insanlar ve onların ilişkileri için normal karşılanabilir. Ancak, aydın veya entelektüel olduğunu iddia eden ya da entelektüel bakış açısına sahip olunması gereken bir mevkii işgal eden kişiler için bu durum kabul edilemezdir.

Entelektüel beyin şüphecidir. Bakış açısı sınırsızdır. Kültürel birikimi vardır ve meraklıdır. Bilgiyi sünger gibi emer ve gelişime açıktır, değişimle gelişim arasındaki farkın bilincindedir. Olayları her açıdan ve analitik yorumlama yeteneğine sahiptir. Kimseye üstün sıfatlar atfetmez, herkesin en doğru kabul ettiği fikirler için bile "müzmin muhalefet" olmayan "acaba?"ları vardır. Yandaş veya taraftar değildir ama doğru ve gerçek konusunda taraftır. Saplantıları ya da kerameti kendinden menkul putları, lideri, şeyhi, efendisi yoktur, tebaa değildir.

Entelektüel aydın konuşur, anlatır ve yazar. "Söz gümüşse sükût altındır" safsatasına takılmaz, etrafını aydınlatma mücadelesi verir. Çünkü bir insan konuşmuyor, anlatmıyor, fikirlerini ifade etmiyor ya da yazmıyorsa; ya dağarcığı boştur ya da karşısındakine değer vermiyordur. Fakat susmak genellikle kafanın boşluğunu işaret eder, çünkü bilgi her zaman yayılma eğilimindedir ve bilgi sahibi insan buna karşı koyamaz. Tabi burada konuşmaktan kasıt "laf olsun torba dolsun" anlayışı ya da "geyik muhabbeti" değildir.

Bazı durumlarda bakış açısı çok geniş olsa bile mutlaka olunması gereken bir bakış açısından durumların değerlendirilmesi gerekir. Doğru açı bilinçli olarak seçilmişse, bu diğer bakış açılarının bilinmediğini ya da düşünce ufkunun darlığını göstermez. Bilakis olaylara doğru yerden bakma konusunda kararlılığı gösterir.

İşte sendikacılık bu tür bir bakış açısı gerektirmektedir. Yukarıdaki bilgiler ışığında; sendikal bakış açısı nasıl olmalıdır, sendikacı olaylara hangi bakış açısından bakmalıdır, değerlendirmeleri nasıl olmalıdır sorularını irdeleyerek konuyu açalım.

Sendikacı konulara eleştirel açıdan bakmak zorundadır. Mücadele ettiği ve karşısında olan yönetim erkinin iyilerini ve doğrularını görmek zorunda değildir. Varlık sebebi mevcut bulunan yanlışlar, eksiklerdir ve sorunlardır. Ortada sorun yoksa zaten sendikaya da ihtiyaç yoktur.

Bardağın dolu tarafını görmek veya ön plana çıkarmak sendikacının işi değildir. Sendikacının bakış açısı bardağın boş tarafını en iyi gören açıdır. Sendikacı için asıl olan, bardağın boş tarafını gözler önüne sermek ve dolması için mücadele etmektir.

Bardağın dolu tarafını ön plana çıkarmak yönetim erkinin işidir. Yönetim erkinin bakış açısının her zaman bardağın dolu tarafını gören şekilde olması ne kadar doğalsa, sendikacının bakış açısının da her zaman bardağın boş tarafını gören şekilde olması o kadar doğaldır ve öyle olmak zorundadır. Öyle değilse zaten orada sendika ya da sendikacı yoktur, ancak yönetim erkine yandaş kişiliksiz şahsiyetler ve tepkileri absorbe etmek için oluşturulmuş, adına da sendika denmiş bir garabet vardır.

Her zaman bardağın boş tarafını görmek kavramı ilk etapta yanlış gibi gelebilir. Ama sonuç açısından bakıldığında şöyle bir ortak paydaya varılacaktır. Yönetim erkinin görevi bardağın dolu kısmını artırmak iken sendikacının görevi ise bardağın boş kısmını eksiltmektir. Buradan da görüleceği üzere ortak payda; sonuçta bardağın tümünün dolması amacıdır.

Sıklıkla bazı çevreler ve iktidarlar tarafından siyasi kurnazlıkla, ya da saflıkla bir şey söylenir. Denir ki "Efendim hiç mi iyi yapılan bir şey yok,  bu sendikalar niye onları söylemiyor?"

Sendikal açıdan bakıldığında; bu son derce sığ ve maksatlı bir yaklaşımdır. İktidarlar göreve gelirken zaten iyi şeyleri yapmak için taahhütte bulunarak gelmiş, bunun için seçilmiş ve görevlendirilmiştir. Düzgün işler yapmak görevi olanların, taahhüt ettiği şeylerin sadece bazılarını yapmış veya yapmadığı birçok şey bulunan birilerinin yaptığı iyi sayılacak bir şeyleri ortaya koymak, bununla vakit geçirip gündemi işgal etmek, "aferin görevinin bir kısmını yaptın" demek, sendikanın işi olamaz. Önemli olan ve üzerinde durulması gereken; yapılmayanlar, eksikler ve yanlışlardır. Aksi halde "Körler sağırlar, birbirini ağırlar" durumu ortaya çıkacaktır.

Sendikacı, eleştirel bakış açısından bakarak olaylara protest yaklaşmalıdır. Çünkü sendika talep eden taraf iken, yönetim erki sürekli direnç gösteren taraftır. Sendikal tarih ve emek hareketlerinin tümü göstermiştir ki hiçbir hak, dirençleri yıkacak tepkisel mücadele ve yönetim erkini caydırıcı protest yaklaşımlar olmadan alınamamıştır.

Sendikacının ifadeleri, talepleri net olmalıdır, dikkat çekmelidir. Sendikacılık hukuk ve müzakere yeteneği gerektirmekle birlikte asıl gücünü tepkisel eylem yeteneğinden alır. Ayrı kavramlar olan, siyasetçilikle sendikacılık karıştırılarak, köşesi budağı olmayan yuvarlak laflarla kitleler harekete geçirilemez ve hak mücadelesi yapılamaz. Sendika bünyesinde yer alan cemaat vb. küçük psikolojik baskı guruplarının dümen suyuna girilerek de sendikacılık yapılamaz.

Netice itibariye; sendikacılık doğru açıdan bakarak, sadece işleri doğru yapmak değil doğru işler yapmak ve yönetim erkini caydırmak sanatı olmalıdır.

Bardağın boş tarafının dolma ihtimali ancak bu şeklide vardır. O ihtimal sendikalara güç veren, taraftar bulan, mali destek sağlayan en önemli etkendir. O ihtimal biterse ortada ne sendika, ne hak, ne de sendikalara inanan kitle kalmayacaktır.

Yorum Yok.