"Gerim gerim gerilmek" bu olsa gerek...
Tek sinemalı ülkemde, senaryosunun nerde, kimler tarafından yazıldığı malum olan bir gerilim filmi sürekli vizyonda. Dünyayı Kurtaran Adam kalitesinde ama gerilim sınıfındaki bu filmi istesek de istemesek de seyretmek zorundayız.
Aptal olana veya IQ'su 60 ın altında olana sorun yok. Hababam Sınıfı tadında, ithal mısır patlağı eşliğinde izleyebilirler filmi.
Ama normal zekâlıysan ya da zekiysen, hele biraz da kafan basıyor, etrafında olan bitenden haberin varsa, üstelik birde vatanını, milletini seviyorsan; beyninin mengenede sıkıldığını, resmen zekânla dalga geçildiğini, düşünce ufkuna hoyratça tecavüz edildiğini, hıyanetin, ahlaksızlığın erdem diye yutturulduğunu bilip de çileden çıkmamak işten değil.
"Cambaza bak" oyununu bıkmadan usanmadan oynayan etkili yerlerdeki birileri, zamanlı zamansız, taraflı tarafsız aynı frekanstan yayın yapan satılmış cümle yayın organı, hamamda peştamalsız şarkı söyleme keyfinde, koro halinde tükürük saçarak böğürürken midenizin bulanmaması, beyninizin kusmaması ve kramplar geçirmemesi mümkün mü?
Ziya Paşa'nın şu dörtlüğü hep kafamda;
Yarab ne eksilirdi dergam-ı izzetinden
Peymane vücuda zehr-i âb dalmasaydı
Azade ser kalırdı nasib-u derd-i gamdan
Ya dehre gelmeseydim ya aklım olmasaydı...
Küçük hırsızların el feneri, büyük hırsızların deniz feneri kullandığı ülkemde, ifrat ve tefrit arasına sıkıştırılmış her aklı başında vatansever gibi öfkemi biriktiriyorum zamanı geldiğinde yerine iade etmek üzere...
Bu yüzden sabahları yumruklarım sıkılı, dişlerimi sıkmaktan çenem acımış uyanıyorum.
Amerikan ısmarlaması 12 Eylül darbe döneminde liseyi bitirip üniversiteye başlayan bir genç olarak vatanını sevmenin bedelini ailecek ödemiş, yine gerim gerim gerilmiştim.
Şimdi anlıyorum ki Amerikan destekli askeri darbeyle Amerikan destekli tek parti yönetimi arasında çok da fark yokmuş.
12 Eylülde en azından bazı Müslüman'ım diyenlere bakıp Müslümanlığımdan utanmıyordum. Din daha sermaye yapılmamıştı. Telefonum dinleniyor, maillerim inceleniyor, fişleniyorum diye paranoyalar yaşamıyordum. Ülkenin gerçek gündemini saptıran, manipülasyon yapan, basıncısından akademisyenine, politikacısına kadar dışarıdan besleme hain sayısı metrekareye bu kadar çok düşmüyordu. Sağcısı da, solcusu da vatan diyordu, aş diyordu, özgürlük diyordu. Kimse ABD'nin veya AB'nin kendisine demokrasi lütuf edeceğini düşünmüyordu. Ülkemin kaynakları hala Türk milletinindi. Üniter yapımız ve Misakı Milli Sınırlarımız tartışılmıyordu. Medeniyetler ittifakı diye bir kepazelik yoktu. Eşbaşkanlık filan da yoktu. Şehitler "kelle", caniler "sayın" değildi. Okyanus ötesinden darbeye destek vardı ama İslam adına fetva yoktu, zaten hadlerine de değildi. Peygamber, kelimei şahadetten çıkarılmamıştı...
Bütün bunları düşününce okyanusa doğru dönüp; "BALYOZUNU, ELDİVENİNİ, SARI KIZINI, TÜM SİVİL UŞAKLARINI, HACILARINI, HOCALARINI, PKK'NI, MEDYANI; TÜM TARAF'TARLARINI, BİZE TAHSİS ETTİĞİN ZAMAN'INIDA AL VATANIMDAN DEFOL!" diye bağırasım geliyor...
Evet gerim gerim geriliyorum. Çünkü birileri kantarın ayarıyla oynayıp duruyor.
Ama şu bilinmeli ki; Ayarıyla oynadığınız kantar, gün gelir sizi de tartar..!