Geçen hafta Gaziantep’in eğitimdeki başarısızlık sorununun kasıtlı olarak yanlış yerlerde arandığını/aratıldığını anlatmış, sorunun kaynağının teşhisini yapmış ve eğitimcilerin önceliğinin, değerlerinin (paradigmasının) olumsuz olarak nasıl değiştiği/değiştirildiği tespitinde bulunarak bunun iki aşamada gerçekleştiğini yazmış, aşamalarını da bu haftaki yazımıza bırakmıştık.
1. Aşama, 2002-2009 süreci:
2002 Yılı itibariyle, AKP iktidarıyla birlikte, adı olup kendisi olmayan yandaş bir eğitim sendikası iktidar tarafından desteklenmiş ve büyütülmüştür. İktidar partisinin o zamanki il başkanı tarafından nerdeyse Gaziantep’in eğitiminin bütün yönetimi, bu sendikanın başkanlığına getirilen, eğitim yönetimiyle hiçbir alakası olmayan, dünyadan bihaber, “hırsı aklının önüne geçmiş” toy bir şahsa ihale edilmiştir. Artık kimin nereye atanacağı, vekil veya asil şube müdürlerinin kimler olacağı, hangi okula vekil müdürün kim olacağı, hangi güzel okula kimin tayininin yapılacağına bu zevat ve şürekâsı karar vermekteydi. O dönemin vekâlet İl Milli Eğitim Müdürü, şimdi hala İl Milli Eğitimde idareci olan şahsın da durumdan vazife çıkarıp, söz konusu sendika başkanıyla Gaziantep’in okullarını gezmesi, üye toplaması taşları yerinden oynatmaya, “Pandora’nın kutusunun açılmasına”, işine gücüne bakan öğretmen camiasında bazı kişilerin kafasında şimşek çakmasına sebep olmuştur.
O zamana kadar kenarda köşede kalmış, gütmesi için “iki oğlağı” bile teslim edemeyeceğiniz, varlığı yokluğu belli olmayan ne kadar adam varsa, ayrıca her devrin adamı olma becerisine sahip ne kadar yalaka, fırıldak varsa, hepsi birden bu durumu değerlendirmenin derdine düştüler.
Okullarda, öğretmen odalarında, öğretmen evinde artık sohbetlerin konusu, kimin kime yaranması, nereye yamanması, kimin nereye atanması için kimin adamı olması gerektiğiydi.
Artık bunların eğitim, öğretmenlik diye bir dertleri kalmamıştı, varsa yoksa bütün dertleri “yağma hasanın milli eğitim böreğinden” pay kapmaktı. Her biri, olayın nereye varacağı umurunda olmayan, bunu akıl edecek kapasitesi ve sorumluluğu olmayan yandaş sendika başkanına yağ çekip, iktidar partisinden referans sahibi olarak, milli eğitimin başına üşüşüp, birer makam ve müdürlük kaptılar ya da gözde okullara atandılar. Hafta sonları yapılan üç kuruş ücretli sınav görevleri bile bu adamların dışında kimseye verilmiyordu.
Müdürlükler, idarecilikler, menfaatler dağıtılırken esas olan o işi yapıp yapamayacağı, liyakati filan değil sadece yandaş olmasıydı. Üstelik bunlar taltiflere, ödüllere de boğuldular.
Bu işlerin baş aktörlerinden olan o sendika başkanı bu gün itibariyle başkan değildir ve yazdığı bazı yazılarda yaptığı yanlışları itiraf edip günah çıkarmaya çalışmaktadır ama heyhat…
Aynı sendikanın yeni başkanı da, o dönemde atamadan sorumlu şube müdürlüğü görevinde bulunmuş, en az eski başkanları kadar tahribat yaratmış, çok “ah” almıştır.
Mesela, Gaziantep eğitim başarısında 67 olduğu sıralarda, kimler olduğu belli olan 2800 öğretmen ve idareciye “takdir”, “teşekkür” ve “maaş ödülü” verilmesinin mantığını ve “etiğini” izah edecek babayiğit var mı bu kentte merak ediyorum. “Aferin, eğitimin içine büyük bir başarıyla ettiniz” ödülü olabilir mi bunlar?
Dışarıdan bakınca normal gibi gelebilir ama eğitimle alakası olmadığı halde, sadece yalakalık ettiği için ödül alan bir eğitimcinin, aynı yerde fedakârca çalışan ama ödül alamayan mesai arkadaşının ne düşüneceğini, şevkinin kalıp kalmayacağını, akıl fikir sahiplerinin takdirine sunuyorum.
Yandaşlara yer açmak için işini adam gibi yapan idarecilere düzmece soruşturmalar açıp cezalar verildi, görevlerinden alındı. Bu iş için imzasız iftira dilekçeleri kullanıldığı gibi, şu an Silivri’de yargılanan Veli Küçük imzalı uydurma dilekçeler bile kullanıldı ve teftişte bu dilekçeler işleme konuldu, soruşturmalar yapılıp insanlar yerlerinden, makamlarından edildi. Birilerini güzel okullara müdür yapmak, şube müdürü yapmak için “can güvenliği yoktur” diye güya(!) incelemeler, soruşturmalar tezgâhlanıp kaymaklı, gözde yerlere getirildi. Uzun olur diye sayamadığım birçok gereksizlik, haksızlık, fırıldaklık alenen öğretmenlerin gözleri önünde yapıldı.
Bu işler için de Gaziantep Öğretmenevi karargâh olarak kullanıldı.
Bu işleri kotaran şahıslar ölmediler veya bir yere gitmediler, halen Gaziantep’te milli eğitimdedirler. Bu işlerin mağdurları da halen eğitimci olarak bu kenttedirler.
Bu ve başka işler olurken durumun nereye gittiğini gören tecrübeli Vali M.Lüfullah Bilgin direnç göstermeye başlayınca Gaziantep’ten gönderilip yerine sorgulamadan imza atan, “noter kâtibi” rollerinde bir vali getirildi.
Çivisi çıkmış bir ortamda, vekâlet cenneti haline gelmiş Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü koridorlarında, nüfus sahibi olmayı paylaşamayan şube müdürlerinin tekme tokat kavgalarına şahit olundu.
Olan biten ve Gaziantep’in eğitiminin nereye gittiği umurunda olamayan, “parası kültüründen çok çok fazla” olan etkili isimleri, pek değerli iş adamı ve sanayicilerimiz para kazanmakla meşguldüler. Böyle ufak ve kazanç getirmeyecek işlere ayıracak vakitleri yoktu ama mikrofon uzatılınca ekabil tavırlarla marka(!) şehrimizin ne kadar ilerlediğini eğitim için “vergiden düştükleri okullar” yaptırdıklarını anlattılar.
Gaziantep’in “şehremin”leri olan belediye başkanlarımız ise arsa rantını “haline yoluna(!)” koymakla meşguldüler.
Siyasetçi, bürokrasi, sendikacı, işadamı el birliğiyle Gaziantep’te eğitim cinayeti böyle işlendi, ihbar ediyorum, ben gördüm…
Öğretmenlik vicdan mesleğidir. “Marifetin iltifata tabi olduğu”, “emeği çok, parası az” bir meslektir. Öğretmen; sınıfa girince vereceği eğitimin kalitesi, yeteneğiyle birlikte vicdanına kalmış kişidir. Siz o vicdanı acıtır, haksızlık ederseniz, doğru insana iltifat etmek yerine haksızlık ederseniz, saygı duyacağı bir yöneticiyle çalıştıramazsanız, emirle, yazıyla, yönetmelikle, asarım-keserimle öğretmenden hiçbir verim alamazsınız, başarıyı artıracağım diye patinaj yapar durursunuz. Zaten bu kentte olan da budur…
Kısacası bu süreçte, zaten ağır aksak olan eğitimde şimdi de olduğu gibi ortalık, yerel tabirle, “Kel Ali’nin bağına” döndürüldü.
2009-2011 Sürecini de gelecek hafta yazmak üzere iyi haftalar diler, saygılar sunarım.
Mustafa KIZIKLI





