AH BU EĞİTİM BAŞARIMIZ – 1

Allah müstahakkımı versin, yazmayayım, fincancı katırlarını ürkütmeyeyim diyordum.

Beni bulaştırma dememe rağmen, Aydın Akyürek kardeşim ısrarla, “abi bari haftada bir yaz” deyip, biraz da iltifatla beraber “gaz” verince, madde müptelasını kriz tutması gibi parmaklarım klavyeye gidiverdi. Böylece Gaziantep Hakimiyet Gazetesinde haftalık bir köşem oluverdi.

Ürkecek fincancı katırlarının bütün vebali ve fil girecek avize mağazasının masrafları da Aydın Akyürek’e aittir önceden biline…

Çerçi yükünü satarmış. İlk yazımızı da yükümüz olan eğitim üzerine yazmak, eğitimci ve sendikacı kimliğimize de uygu düşer diye düşündüm.

Hazır yeni bir valimiz varken ve Sayın Valimizin de eğitime ilgisi de kulağımıza değmişken, biraz da jurnal babında diyeceklerimizi diyelim, tecrübeden alacağı, nasibi olan alsın. Almayan, alamayanların da canı sağ olsun, biz tarihe not düşmüş olalım.

Artık sağır sultanın da duyduğu, bildiği üzere Gaziantep’imiz sınav başarısında Türkiye’nin en geri illeri arasındadır. Durumun vahameti açısından; 81 il içinde en arkadan 80. olma başarısını(!) göstermiş olduğumuzun altını çizmekte fayda vardır.

Sağ olsun, eğitim konusuna hassas olan Valimiz gelir gelmez bu işe el atıp çözmek için mesai harcamaktadır. Bu çerçevede Sayın Valimizin, Gaziantep Milli Eğitim Müdüründen bir rapor isteyip, o rapor doğrultusunda 30 lise ve 50 ilköğretim müdürüne soruşturma açtığı basına yansıdı. Eğitimde başarımız artacaksa değil seksen okul, 380 okulda soruşturma açmak faydalıdır faydalı olmasına da, sayın valimizin bir de Milli Eğitim yöneticileri hakkında rapor isteyip (nerden istenebilirse artık) onu incelemesi akılcı bir yöntem olmaz mıydı? “El ve ayaklar düzgün hareket etmiyorsa sorunun beyin, yani başta aranması gerektiği” kuralını şüphesiz Sayın Valimiz de biliyordur. En azından yönetim biliminde önemli bir teori olan “Peter Prensipleri* ”ni de biliyordur diye düşünüyorum.

Öncelikle bu kentin hızlı nüfus artışı, derslik ve okul ihtiyacı, öğretmen açığı gibi dezavantajlarının olduğu gerçeği ortadadır. Fakat bu olumsuz şartlar eğitimi etkilemekle beraber, bütün olumsuzluğu buraya bağlamak hatası, yanlışlığı ve teranesi, yıllardır yetersiz ve çapsız yetkililerin, tepeden inme atanmış liyakatsiz sorumluların kendilerini temize çıkarmak için kullandığı can simidi olmuştur.

Oysa sınavlarda 40. Sıralarda olduğumuz 2000 yılından bu yana, derslik başına düşen öğrenci sayısı her yıl azalıp iyileşmesine rağmen başarıdaki kötüleşmeyi gören akıl fikir sahibi herkes asıl sorunun başka yerde aranması gerektiğini bilir. En azından, Gaziantep’te bulunan bazı okullarımız tip proje okullarıdır, buralarda sınıf mevcutları en fazla 30 kişidir ve öğretmen açığı da yoktur. Fiziki olarak hiçbir eksiği olmayan bu okullarımızın istenen başarı seviyesinde neden olamadığı samimiyetle incelenebilse, sorunun kaynağının başka yerlerde aranması gerektiği anlaşılacaktır.

Peki, sorunun kaynağı neresidir, nedir?

Türkiye’nin ekseri yerlerinde öğretmen sohbetlerinin, öğretmenin bulunduğu bir misafirliğin, öğretmenlerin geyik muhabbetlerinin bile ana konusu eğitim, okul, öğrenci ve ders muhabbeti olur genellikle. Bu bir nevi meslek alışkanlığıdır ve öğretmenler aslında sadece mesai saatlerinde değil günlerinin büyük bir bölümünde de eğitim işiyle iştigal ederler.

Fakat özellikle 2002 yılından itibaren Gaziantep’te eğitimcilerin paradigması (değerleri) değişmiş/değiştirilmiştir. Artık öğretmen sohbetlerinin ana konusu; kimin nereye idareci olacağı, vekâleten nereye atanacağı, bunun için hangi siyasiye, hangi gruba, hangi sendikaya yamanması gerektiği, kimin kime yağcılık ederek nereye atandığı, hiçbir liyakati olmayan birilerinin hangi makama neden atandığının dedikodusu olmuştur. Ya da hiçbir liyakati olmadığı halde, sırf bir yerlere yağdanlık olduğu için atanmış bir okul müdürünün, idarecinin kendisini oranın patronu, öğretmenleri de maraba sanan kaprisleri, beceriksizlikleri, çatışmaları sohbetlerin ana konusu olmuştur.

Türkiye’nin bütün illerini birkaç kez tur atıp, eğitimcilerle toplantılar, sohbetler yapmış birisi olarak, Gaziantep’teki bu durumu bütün çıplaklığıyla gördüğüm için hep içim acımıştır.

Tabi mevcut iktidarın Milli Eğitim Bakanlarının da öğretmenleri aşağılayan, kamuoyuyla karşı karşıya getirip çatışma yaratan sözleri, uygulamaları ve tavırları da tuz-biber olmuştur.

Önceliği eğitim olmaktan çıkmış/çıkarılmış bir eğitim camiasından başarı beklemek, adam gibi eğitim vermesini beklemek ne kadar gerçekçidir, takdirlerinize sunarım.

Dolayısıyla bu kentte öğretmenlerin önceliği, değerleri yani paradigması değişmiş/değiştirilmiştir. Bu durum öylesine bulaşıcı bir haldir ki, başka illerden buraya gelen yeni öğretmenler de buna şaşırmakla beraber, kısa sürede aynı girdabın içinde dönemeye başlamaktadırlar.

Bu değişim iki aşamada bu kentte yapılmıştır ve hala bu duruma dur demek için de hiçbir gayret maalesef yoktur.

Değişimin hangi aşamalarda olduğunu inşallah gelecek haftaya yazacağım.
Herkese iyi haftalar…
———————-

*Peter Prensipleri:
1- İdari hiyerarşide yer alan kişiler daima bir üst mevkie terfi etmek isterler; ta ki verimsiz olacakları, yani liyakatsizliklerinin en üst seviyesine çıkacakları yere kadar.
2- İnsanlar sürekli terfi ettirildiklerinden pozisyonlar yetersiz kişiler tarafından doldurulur.

Mustafa KIZIKLI


İsim......:

E-posta:

6 + = 11